Paralel Marksizmler: Mariátegui, Gramsci ve sosyalist düşüncenin yerelleştirilmesi – Vaclav Masek

Solda José Carlos Mariátegui (fotoğraf: José Malanca, 1929), sağda Antonio Gramsci (1920'ler başı).

Özet

İki savaş arası dönemde kimi kuramcılar yerlilik, ulusal-halkçı mücadele ve sosyalist praksis arasında bir sentez kurdular. Ortodoks Marksizmin sınırlarını gören José Carlos Mariátegui ile Antonio Gramsci, yirminci yüzyıl sosyalizmi için devrimci kuram ve pratiğe dair özgün görüşler geliştirdi. Aralarında doğrudan bir ilişki olduğunu gösteren bir kanıt yok. Yine de sosyalist bir projeyi açıklarken fikirleri çarpıcı biçimde benzeşir. Bu makale Gramsci’nin ve Mariátegui’nin eserlerini simetrik bir karşılaştırmalı çözümlemeye tabi tutuyor ve ikisinin Marksizmi yerelleştirme çabalarındaki koşutlukları inceliyor. Editörlüğünü yaptıkları yayınlar, L’Ordine Nuovo ve Amauta, her ikisinin de heterodoks Marksistler olduğunu gösterir: Tarihsel materyalizmi kendi ülkelerinin özgül koşullarına uyarlamaya çalıştılar, ekonomik determinizmi reddettiler ve devrimci mücadelede kültürün ve ideolojinin rolünü öne çıkardılar. Peru Gerçekliğinin Yorumuna Dair Yedi Deneme ile Hapishane Defterleri‘nin temel öğelerini karşılaştırmalı tarihsel bir çözümlemeyle ele alıyor, ortak bir Marksizm anlayışının ana hatlarını çiziyorum: Bir “praksis felsefesi” olarak Marksizm, yani somut tarihsel gerçekliğe kök salmış bir kuram ve devrimci pratik birliği. Makale, iki düşünürün hegemonya yaklaşımları arasındaki sinerjiyi araştırmak için Gramsci’nin çerçevesini Mariátegui’nin “Peru gerçekliği”ne uyguluyor. Yerlileri devrimci özne, indigenismo‘yu da sosyalist bir strateji olarak inceleyen Mariátegui’nin Latin Amerika ve dünya devrim kuramına özgün ve yenilikçi katkısı, ulusal-halkçı olanı işler hale getirerek hegemonya kavramıyla temas kurar. Mariátegui, Gramsci gibi, siyasi partileri ve onların araçsal işlevini hesaba katarak düşündü ve devrimci hareketin yalnızca ekonomik temelle yetinemeyeceğini, kültürel ve ideolojik alanlara da girip onları dönüştürmek zorunda olduğunu gördü. Mariátegui de Gramsci de, izleri yaşam öykülerinde sürülebilen yerelleştirilmiş bir Marksizm geliştirmeye çalıştılar.

Giriş

José Carlos Mariátegui (1894–1930), Peru sosyalist partisinin kurucusu ve And bölgesinde devlet oluşumu ile ulus inşası sürecinde yerli halkların oynadığı rolü kavramış önemli bir siyaset kuramcısıydı. Fikirleri Latin Amerika’nın tarihine ve kültürüne derinden bağlıdır. Perulu dekolonyal sosyolog Aníbal Quijano’ya göre, ırk, etnisite ve ulus gibi ontolojileri kavrayışının öncüsü Mariátegui’ydi.1 Evrensel ile tikel, enternasyonal olan ile Latin Amerikalı olan arasındaki bu diyalektik sentez Mariátegui’nin eserine yön verir. Arjantinli Marksist sosyolog José Aricó 1978’de onu “Latin Amerika’nın tanıdığı en güçlü ve en özgün Marksist düşünür” olarak niteliyordu.2

Marksist çözümleme, belirli tarihsel konjonktürlerde siyasi eyleme yarasın diye on yıllar boyunca defalarca uyarlandı. Sınıf çözümlemesini eleştirel biçimde yeniden değerlendirmek, yöntemin, yani tarihsel materyalizmin3 kuramsal temellerini güçlendiren meşru bir revizyon sürecidir. Bu süreçte bazı düşünürler, Marksizmin Batı dışı bağlamlara uyarlanmış bir biçimini savunarak belirleyici roller üstlendiler. Köylü kitlelerinin devrimci potansiyelini, ulusal kurtuluş mücadelelerinin önemini ve yerel kültürel geleneklerin Marksist kuramla bütünleştirilmesi gereğini vurgulayan, emperyal epistemenin dışındaki kuramcılar, Küresel Güney’in çeşitli gerçekliklerine dayanan formülasyonlar ürettiler.

Bu makalede, enternasyonalist Sol 1920’lerde genişleyip dünya ölçeğinde ağlar örerken bağlama özgü bir tarihsel materyalist çözümlemeyi taşralılaştırma (provincialising) projesinin izini sürüyorum. Önce Mariátegui ile İtalyan Marksist filozof ve radikal militan Antonio Gramsci’nin yaşam öykülerindeki koşutluklara ve paylaştıkları düşünsel ortama dönüyorum. Gramsci’nin kuramlaştırması, kapitalist toplumlarda kültürel ve siyasi tahakküm üzerine düşüncelerin temelinde durmaya devam ediyor. Ardından, Mariátegui örneğinden hareketle bazı temel ilkelerine bakarak yerelleştirilmiş Marksizmin (vernacular Marxism) bir tanımını veriyorum. Belirli kültürlere ve coğrafyalara yerleşen yerelleştirilmiş Marksizm, praksise odaklanarak ortodoksinin ötesine geçer ve geniş bir toplumsal ve siyasi birliğin önünü açar.

Yöntem açısından makale iki düşünürü üç noktada simetrik olarak çözümlüyor: Praksis felsefesine, yani kuram ve pratiğin birliğine dair kavrayışları; Mariátegui’nin indigenismo‘sunda ve Gramsci’nin Güney Sorunu’nda beliren milliyetçilik; her birinde kültürün ve aydınların rolü. Makale ayrıca Mariátegui’nin And bölgesindeki hegemonya tasvirini ve ayllu’yu (And bölgesindeki komünal toprak düzeni) karşı-hegemonik bir mücadele alanı olarak ele alışını Gramscici bir gözle çözümlüyor. Son olarak, bu fikirlerin bugün Marksizmi fiilen nasıl dekolonize ettiğini ve yerli bilgisini folklorik bir ek olarak değil, kuramın kurucu bileşenlerinden biri olarak nasıl tanıdığını açıklıyor.

Yaşam öykülerindeki koşutluklar ve düşünsel ortam

Mariátegui, Peru’nun güney kıyısındaki mütevazı bir taşra kasabası olan Moquegua’da doğdu ve dindar, yoksul, yalnız bir anne tarafından büyütüldü.4 Hayatı, modern kapitalizmin eşiğindeki yarı-sömürge bir toplumun koşullarında başladı. Aydın bir aileden gelmiyordu, prestijli bir eğitim de almadı. Yalnızca sekizinci sınıfı bitirebildi, ama okuma yazma bilmeyenlerin oranının yüzde 97 civarında olduğu yirminci yüzyıl başının kırsal Latin Amerikası’nda bu bile önemli bir başarıydı.5 Üniversiteye gitme imkânı bulamayan Mariátegui, sonraları kendini düşünce dünyasının yerleşik çevreleriyle uyuşmayan bir aydın olarak tanımlayacaktı. Çok üretken bir yazar ve gazeteci olan Mariátegui, Lima’da matbaa çırağı olarak çalıştı, işçi hareketlerine katıldı, o dönem siyasi olarak hareketli olan bohem çevrelere girip çıktı. Otuz yaşından itibaren bir ampütasyon nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkûm oldu.6

La Razón gazetesinde yayımlanan yazıları yüzünden polemikçi olarak tanınan Mariátegui’yi, Augusto B. Leguía hükümeti 1919’da, potansiyel bir baş belasından kurtulmak amacıyla Avrupa’ya sürgüne gönderdi. Entelektüel merakı ve siyasi sezgisi olan biri için Batı Avrupa’da bulunmanın tam zamanıydı.7 Avrupa’da, özellikle İtalya’da geçirdiği üç yıl boyunca (1920–23) Ekim sonrası dünyaya hevesle atıldı, Marksizmi ve komünizmi keşfetti. Torino’da fabrika işgallerini gördü, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kıtayı saran tartışmalara katıldı ve İtalyan Komünist Partisi’nin doğduğu 1921 Livorno Kongresi’nde bulundu.8 Anna Chiappe ile evlendi, İtalya’nın gerçekliği üzerine yazılar yazdı,9 siyasi yorum ve gazetecilikle yakından tanıştı, üzerinde kalıcı estetik izler bırakan kentleri gezdi.10

Avrupa yolculuğu sırasında Mariátegui, Antonio Gramsci (1891–1937) gibi devrimci düşünürlerle dolaylı olarak etkileşime girdi. Gramsci’nin Mariátegui üzerindeki doğrudan etkisinin boyutu araştırmacılar arasında tartışmalıdır. Ama ikisinin de Marksizmin esnek ve iradeci bir yorumunu benimsediği, ekonomist ve determinist yaklaşımı reddedip bir toplumu devrime doğru ilerletmede öznel etkenleri hesaba katmaktan yana olduğu açıktır.11 Ben burada iki yazarın katı bir Marksist ortodoksiye nasıl değerli yaratıcı öğeler kattığına ve mirasının bugün hâlâ nasıl yankılandığına odaklanıyorum.

Mariátegui İtalya’dayken yaklaşık 24, Gramsci ise 27 yaşındaydı. İkisi de iki savaş arası dönemde Batı’nın sosyalist enternasyonalizmine tanıklık etti. İtalyan Sosyalist Partisi’nin (PSI) militan ve kayıtlı üyeleri olarak, Bolşevik Devrimi’nin devrimci Avrupa atmosferindeki etkileri onların fikirlerini ve geleceğe dair tasavvurlarını biçimlendirdi.12 İlgi alanlarının bu denli ortak olması nedeniyle iki büyük düşünür birçok kez birbiriyle ilişkilendirildi.13 İki Marksist aydın arasındaki açık benzerliklerden biri, önemli yayınların kuruluşunda oynadıkları belirleyici roldür: İtalyan sosyalist gazetesi L’Ordine Nuovo (1919–22) ve Perulu avangart dergi Amauta (1926). Bu iki yayın da çarpıcı tarihsel ve editoryal benzerlikler taşır, ikisi de yerli okurları Ekim sonrası dönemin enternasyonalist manzarasına bağlamayı amaçladı.

Amauta‘nın ilk sayısında Mariátegui, derginin amacının “Peru sorunlarını öğretisel ve bilimsel bakış açılarından ortaya koymak, aydınlatmak ve tanımak” olduğunu açıkça belirtir. “Ama Peru’yu her zaman dünyanın panoraması içinde ele alıyoruz. […] [Amauta] Peru’nun yeni insanlarını önce Amerika’nın öteki ülkelerinin, sonra da dünyanın öteki ülkelerinin yeni insanlarıyla birbirine bağlayacak.”14 İki yayın da kendi hükümetlerinin baskısıyla karşılaştı. L’Ordine Nuovo faşizmin yükselişi sırasında, 1922’de İtalya’da kapandı. Amauta ise sansüre uğradı ve Mariátegui 1927’de kısa bir süre hapsedildi.

Yirminci yüzyılın dönüm noktalarından birinde geniş bir dolaşım kazanan iki dergi de yerel mücadeleleri uluslararası sosyalist hareketlere bağlamaya çalıştı: L’Ordine Nuovo Rus Devrimi’ni destekledi, Amauta ise Sandino’nun Nikaragua’daki ayaklanması gibi uluslararası konularda yazılar yayımladı.15 Amauta ayrıca André Breton, Maksim Gorki, Vladimir Lenin, Karl Marx, Rosa Luxemburg ve Lev Troçki gibi isimlerin çok sayıda Avrupalı edebi ve siyasi metnini yayımladı. Tablo 1, Amauta ile L’Ordine Nuovo‘nun bazı temel göstergelerini karşılaştırıyor.

Tablo 1. Amauta ile L’Ordine Nuovo‘nun karşılaştırması (Kaynaklar: Amauta için Austin’deki Texas Üniversitesi Blanton Sanat Müzesi’nin “The avant-garde networks of Amauta: Argentina, Mexico and Peru in the 1920s” sergisi; L’Ordine Nuovo için Schwarzmantel, The Routledge Guidebook to Gramsci’s Prison Notebooks)

ÖzellikAmautaL’Ordine Nuovo
Yayın dönemi1926–301919–25 (ilk dönem)
İdeolojik eğilimlerMarksizm, indigenismo, sosyalizm ve kültürel avangartMarksizm, sosyalizm, Leninizm
Sayı adedi32 sayı48 sayı (ilk dönem)
Çevrildiği dillerFransızca, İngilizce ve başka dillere çevirilerAğırlıkla İtalyanca. Seçilmiş yazılar İngilizce, Fransızca ve başka dillere çevrildi
Editoryal odakPeru kültürü, yerli meseleleri, sosyalizm ve Marksist kuramın yerel gerçekliklerle bütünleştirilmesiSosyalist kuram, işçi konseyleri ve reformizm eleştirisi
Kültürel ve siyasi etkiPeru Marksizminin biçimlenmesinde ve yerli haklarının savunulmasında etkili oldu, Latin Amerika’daki kültürel ve siyasi hareketlerde belirleyici bir rol oynadıİtalyan Komünist Partisi’nin (PCI) kuruluşunda belirleyici oldu, İtalya’da işçi hareketlerini ve Marksist kuramı etkiledi
Dağıtım ve erişimAğırlıkla Peru’da ve Latin Amerika’da dolaştı, ama Avrupa’daki ve Kuzey Amerika’daki düşünce çevrelerine de ulaştıİtalya’da, özellikle işçiler ve aydınlar arasında geniş okur buldu, İtalyan Solu üzerinde ciddi bir etki yarattı
MirasAmauta, Latin Amerika Marksist ve kültürel düşüncesinin kurucu yayınlarından biri sayılırL’Ordine Nuovo, özellikle PCI üzerindeki etkisiyle Marksist kuramda ve İtalyan sosyalizminde çığır açıcı bir yayın olarak görülür

Yerelleştirilmiş Marksizm: Temel ilkeler

“Yerelleştirilmiş Marksizm” terimini, kuramın yerel tarihsel-materyalist koşullara, kültürel ifadelere ve özgül madun eylemliliklerine uyarlanmasını anlatmak için öneriyorum. İki savaş arası dönemde yerelleştirilmiş Marksizm, ortodoksinin reddi olarak ve Avrupa merkezli Marksizmin ekonomik determinizmine, proletaryayı devrimci değişime önderlik edebilecek tek özne olarak fetişleştirmesine bir seçenek olarak ortaya çıktı. Mariátegui’nin de Gramsci’nin de halk eğitimi projelerinin altında bir ideal yatıyordu: Marksizm halkın dilini konuşmalıdır.

Marksizmin yerelleştirilmesinin başlıca ilkelerinden biri kuramsal heterodoksisidir. Mariátegui Peru’ya döndüğünde işçi hareketine katıldı, sanayi ve tarım işçilerinin sendikalarının kurulmasında etkin rol aldı.16 Ne var ki Peru’da onu soğuk bir karşılama bekliyordu. Antikomünist Amerikan Halkçı Devrimci İttifakı’ndaki (APRA) Víctor Raúl Haya de la Torre17 gibi hasımları onu Avrupa merkezcilikle suçladı. Öte yandan Vladimir Miroşevski gibi bazı Sovyet yazarlar da onu “ulusal popülizm”le suçladı, Rus Narodniklerine benzer biçimde köylü önderliğinde bir devrimi savunan bir popülist olarak resmettiler.18 Brezilyalı-Fransız sosyolog Michael Löwy, Stalinist Soldan gelen bu eleştirinin, Mariátegui’nin yerli topluluklarının devrimci potansiyeline yaptığı vurgudan ve Peru’nun kırsal ve yerli yaşamında içkin bir sosyalist potansiyel bulunduğuna dair inancından kaynaklandığını açıklar.19

Komintern’in görüşlerine bağlı Sovyet eleştirmenler, kent proletaryasının önderlik ettiği bir devrimi öncelikli sayan ve yerli topluluklarını geçerli devrimci özneler olarak görmeyi reddeden ortodoks Marksist-Leninist çerçeveden ayrıldığı için Mariátegui’nin fikirlerini reddettiler. Onun heterodoks görüşleri Komünist Parti nezdinde “aforoz” edilecek türdendi.20 Gerçekte düşüncesini belirleyen tam da Avrupa kültürünün en ileri yönleriyle yerli topluluğunun kadim gelenekleri arasında kurduğu kaynaşma ve köylü kitlelerinin toplumsal deneyimini Marksist bir kuramsal düşünceye katma çabasıydı.21 Löwy de bu nedenle, Sol enternasyonalleşirken Mariátegui’nin hayatını ve eserini çerçeveleyen, Peru’daki toplumsal ilişkilere dair keskin tarihsel materyalist bilinci vurgular ve onu Latin Amerika’nın ilk sahici Marksist düşünürü olarak konumlandırır:

José Carlos Mariategui Latin Amerika’nın ilk sahici Marksist düşünürüydü. Kıtada yerli sorunu üzerine Marksist bir düşünce öneren de ilk o oldu: Yerli köylü kitlelerine devrimci bir toplumsal dönüşümün özneleri olarak belirleyici bir rol vermekle kalmayan, yerli kültürlerinde ve geleneklerinde bir Hint-Amerikan sosyalizminin başlıca köklerinden birini de gören bir düşünce.22

Mariátegui And gerçekliklerini Moskova’nın dogmatik ve ortodoks reçetesinden daha önemli saysa da, 1928’de yayımlanan başyapıtı Siete ensayos de interpretación de la realidad peruana‘nın (Peru Gerçekliğinin Yorumuna Dair Yedi Deneme) önsözünde “İkna olmuş ve kendini adamış bir Marksistim” diye yazmıştı. Kitap, Mariátegui’nin 1930’da 35 yaşında zamansız ölümünden yalnızca iki yıl önce yayımlandı. Bu yüzden kitabın sonunda kazandığı büyük itibarı göremedi. Yedi Deneme, yayımlandığı sırada düşünce çevrelerinde Peru toplumunun özgün ve derinlikli bir çözümlemesi olarak tanındı. Mariátegui’nin ölümünü izleyen on yıllarda eseri Latin Amerika’da Marksizm, milliyetçilik ve dekolonizasyon tartışmalarının merkezine yerleştikçe etkisi de büyük ölçüde arttı ve kuramı dünya sosyalizm tarihinde kilit bir yer edindi.

Marksizmi yerel bağlamlara kök saldırmayı amaçlayan projelerin bir başka önemli özelliği, madun eylemliliklerini devrimci projenin merkezine yeniden yerleştirmesidir. Bu projeler, kapitalizm karşıtı mücadelenin epistemik çekirdeğinin yalnızca fabrikada değil tarlada da bulunduğunu gösterdi.

Mariátegui ve Gramsci, kendi ülkelerinin, Peru’nun ve İtalya’nın, özgül gerçekliklerini ele alabilmek için yerelleştirilmiş bir Marksizme ihtiyaç olduğunu gördüler. Mariátegui yerli bakış açılarını içeren özgül bir “Hint-Amerikan Marksizmi” çerçevesi geliştirdi ve aşağıdan, yenilenmiş, enternasyonalist ve kozmopolit bir milliyetçiliği savunarak “Peru’yu Perulaştırmayı” amaçladı.23 Gramsci ise İtalyan ulusunun oluşum sürecinin bizzat dışladığı madunları siyasi olarak bütünleştirebilecek ulusal-halkçı bir program geliştirmekle uğraşıyordu. Ona göre Güney’in köylüleri işçilerin doğal müttefikleriydi. Benzer biçimde, Mariátegui’nin Peru’daki “yerli sorunu”na gösterdiği ilgi de ilginç bir soruya kapı aralar: Siyasi örgütler, örgütlemeyi umdukları kesimlerin yalnızca deneyimlerinden değil, o grupların kendi kuramından ve yapılarından da yararlanarak hem çok daha radikal biçimde demokratik hem de daha etkili olabilir mi? Aynı soru, dışlanmış madunları İtalya için ulusal-halkçı bir programa katmayı amaçlayan Gramsci’nin Güney Sorunu’nda da yankılanır. Bu soruları, bazı yöntemsel özelliklere değindikten sonra inceliyorum.

Yöntem: Karşılaştırmalı bir çerçeve

Gramsci’nin Hapishane Defterleri‘ni ve Mariátegui’nin Yedi Deneme‘sini yan yana koymak için karşılaştırmalı tarihsel çözümleme kullanıyorum.24 Eleştirel söylem çözümlemesi, milliyetçilik, hegemonya ve devrim üzerine söylemlerini çözmekte işe yarıyor.25 Metinlerarasılık ise, aralarında doğrudan bir diyalog olmamasına karşın ikisinin Marksist kuramı yerel bağlamlarda nasıl yeniden kurduğunu aydınlatıyor. Bu üçlü yöntemle, yerelleştirilmiş Marksizmin küresel sosyalist kuram ile yerel gerçeklikler arasındaki diyalojik bir ilişkiden nasıl doğduğunu ve 1920’lerde benzer gerilimlerle baş etmenin nasıl simetriler yarattığını gösteriyorum.

Rus Devrimi’nin ardından Solun giderek enternasyonalleştiği savaş sonrası dönemde iki düşünür de dünya meselelerine ve sömürgecilik karşıtı mücadelelere büyük ilgi gösterdi. Perulu tarihçi ve Mariátegui’nin biyografisini yazmış olan Paulo Drinot’nun gösterdiği gibi, Mariátegui Avrupa ve ABD dışındaki gelişmeler üzerine de çok yazdı: Çin’de, Mısır’da ve İrlanda’da emperyalizm, Asya’daki ve Afrika’daki milliyetçi hareketler gibi konuları ele aldı.26 Gramsci de dönemin dünya ölçeğindeki devrimci olanaklarıyla derinden ilgiliydi.

Harry Vanden’in işaret ettiği gibi Mariátegui Gramsci’ye hiç atıf yapmaz.27 Yine de Birinci Dünya Savaşı sonrası İtalya’da birbirlerine yakın olmaları, kesişen tartışmalara maruz kaldıklarını düşündürür. Bu nokta Drinot tarafından tartışmaya açılmış,28 Mignolo tarafından ise doğrulanmıştır.29 Mariátegui ve Gramsci ortak bir kaygılar kümesini paylaşıyordu: Marksizmi düşünce ve eylemin birliği olarak gören iradeci bir anlayış ve bir bunalım çağında ilerlemenin vazgeçilmez koşulu olarak bağımsız komünist örgütlenmeye bağlılık.30 Koşut yolları ve küresel bir bakışı korurken Marksizmi yerel koşullara uyarlamaya yaptıkları ortak vurgu, onları 1920’lerin küreselleşmiş ve enternasyonalist Solu içinde bir tür sosyalist ruh akrabası yapar. Ne var ki Mariátegui’nin yerelleştirilmiş Marksizmi de Gramsci’ninki gibi Avrupa kuramını uyarlamış olsa da, Robert Paris 1973’te onun Georges Sorel’e dayanmasının sistematik bir Marksist-Leninist gelişimini sınırladığını ileri sürmüştü. Bu görüş, Gramsci’nin eserini yerel bir uğraş içinde biçimlenmiş, kendine özgü ama daha kapsamlı bir Marksist çerçeve olarak gören yorumlarla tezat oluşturur ve kuramı yerelleştirmede farklı yolların varlığına işaret eder.31

İki düşünür de kültürü başarılı devrimci hareketlerin gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak görse de, Mariátegui yerli geleneklerini ve ulusal kimliği sosyalizme katmaya çok daha fazla odaklanmıştı. Lima, Puno ve Cusco kentlerinden, bir dizi broşür ve Amauta gibi kültür dergileri aracılığıyla son derece özgün bir toplumsal-kültürel proje doğdu. Bu proje, Mariátegui’nin Augusto B. Leguía’nın otokratik civilismo hükümetinin (1919–30) dayattığı Avrupa sürgününden 1923’te Peru’ya dönüşüyle bağlantılı düşünce hareketini biçimlendirdi.32 Dergi, durgun oligarşik kültüre, eski ekonomik ve toplumsal düzene ve Kuzey Amerika emperyalizminin müdahalesine karşı dinamik bir düşünce hareketi kurmayı amaçlıyordu. Böylece Amauta, ulusu sosyalizmin ve anarşizmin ideolojik ilkeleri üzerinde yeniden icat etmeye çalışan kapsamlı bir düşünce hareketine dönüştü.

Gramsci ise iki savaş arası İtalya’nın farklı yapısal koşullarına yanıt veriyor, siyasi iktidarı ve toplumsal değişimi sağlamak için bir proleter kültürü geliştirmeye yoğunlaşıyordu. Ortak odakları sorunlara ulusal bir gözle bakmaktı. Dolayısıyla farklı bağlamları, bir yanda Peru’nun yerli ve sömürge tarihi, öbür yanda İtalya’nın sanayi ve siyaset mücadeleleri, yirminci yüzyıl sosyalist hareketlerinde kültüre ve milliyetçiliğe yaklaşımlarını etkiledi. Bugünden bakıldığında, Gramscici bir mercekten okunan mariateguismo Marksist kavram dağarcığının kilit tartışmalarıyla verimli bir temas sağlar. Bunlar arasında liberal demokrasinin, burjuva sınıflı toplumun ve ilkel birikimin “bunalım”ı kavramının yeniden yorumlanması; “hegemonya”nın üretim araçlarını ve kültürü ele geçirme mücadeleleri olarak tartışılması; “devrim”in öncü hareketler aracılığıyla gerçekleşen uzun soluklu niteliği vardır. Bunların hepsi sosyalist örgütlenme üzerinde örtük mirasların izini bırakmıştır.

Aşağıdaki üç alt bölümde, kuram ile pratiği birleştirme yönündeki ortak çabalarını, siyasi partiler, kültür ve aydınlar hakkındaki fikirlerini ve İtalya ile Peru’da milliyetçiliğe dair taslaklarını ele alıyorum. Metinler arasındaki gözden kaçmış bağlantıları öne çıkararak ve karşılaştırmalı tarihsel çözümlemeyi düşünce tarihi ve eleştirel söylem çözümlemesi gibi özgül yaklaşımlarla birleştirerek, iki savaş arası toplumsal kuram ve sosyalist düşünceye dair kavrayışımıza katkıda bulunan, milliyetçilik, sınıf mücadelesi ve devlet üzerine kurulan, dışlanmış kesimleri devrimci dönüşümün özneleri olarak yeniden merkeze alan bir müdahalede bulunuyorum.

Praksis felsefesi ya da kuram ile pratiğin birliği

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri‘nin (1971)33 konu bakımından çok boyutlu yapısı ve ele aldığı geniş konu yelpazesi, Latin Amerika Marksist düşüncesinin köşe taşlarından sayılan José Carlos Mariátegui’nin Peru Gerçekliğinin Yorumuna Dair Yedi Deneme‘siyle (1928)34 verimli karşılaştırmalara imkân verir. Kitap, Peru’nun toplumsal-ekonomik koşullarını, kültürünü ve yerli meselelerini Marksist bir mercekle çözümleyen yedi denemeden oluşur. Mariátegui’nin sömürge toplumu yorumlarını, Gramsci’nin faşist bir hapishane hücresinde yazdığı seçme metinlerle birlikte yakından okumamın amacı, ikisinin sosyalist kurama katkılarını, özellikle de devrimci praksise ve kültür ile milliyetçiliğin devrimci hareketlere katılmasına odaklanarak incelemektir.

Düşünce tarihi alanındaki araştırmalar bu meseleyi ele almıştır. Carlos Nelson Coutinho35 ve Perry Anderson36, Gramsci’nin Latin Amerikalı Marksistler üzerindeki dolaylı etkisini tartışır ve fikirlerinin Mariátegui’nin ölümünden sonra sürgünler ve dergiler aracılığıyla nasıl dolaştığını gösterir. Mariátegui Gramsci’yle doğrudan temas kurmamış olsa da, paylaştıkları düşünsel ortam konulardaki yakınlaşmaları açıklar. Metinler arasındaki karşılaştırmalı tarihsel çözümleme, sosyalist stratejiyi dile getiren hareketlerin çağında önde gelen kuramcıların kullandığı konulardaki, üsluplardaki ve söylem stratejilerindeki benzerlikleri ve farkları belirlemeyi amaçlıyor.37 Her metnin kendi tarihsel ve kültürel bağlamını nasıl yansıttığını ve bu bağlamların metinlerin anlamlarını nasıl etkilediğini betimleyeceğim. Bu iki birincil metinden doğrudan alıntılara dayanıyorum. İki yazarın da kuramlarını yaşanmış deneyimlere nasıl dayandırdığını38 ve Birinci Dünya Savaşı, Rus Devrimi ya da faşizmin yükselişi gibi olayların bakış açılarını nasıl etkilediğini gözlemleyerek dönemin düşünsel ortamını araştırıyorum. Tablo 2, karşılaştırmalı bir bakışı kolaylaştırmak için Yedi Deneme‘nin ve Hapishane Defterleri‘nin önemli yayın göstergelerini özetliyor.

Tablo 2. Yedi Deneme ile Hapishane Defterleri‘nin betimleyici göstergelerinin karşılaştırması (Kaynak: Mariátegui, Seven Essays ve Gramsci, The Prison Notebooks‘tan uyarlanmıştır)

ÖzellikPeru Gerçekliğinin Yorumuna Dair Yedi DenemeHapishane Defterleri
Yazara dair bilgilerJosé Carlos Mariátegui (1894–1930), Perulu Marksist gazeteci, militanAntonio Gramsci (1891–1937), İtalyan Marksist gazeteci, siyasetçi
İlk yayın tarihi19281929 ile 1935 arasında yazıldı, ama tamamı ilk kez 1948’de yayımlandı
Yayın diliİspanyolcaİtalyanca
Sayfa sayısıYaklaşık 250 sayfa (baskıya göre biraz değişir)Baskıya göre değişir, tam ciltler 2.000 ile 3.000 sayfa arasındadır
Baskılarİspanyolca çok sayıda baskı. İngilizceye, Fransızcaya, Portekizceye ve başka dillere geniş ölçüde çevrildiÇok ciltli tam derleme dahil birkaç eleştirel baskı. Pek çok dile geniş ölçüde çevrildi
Başlıca konular
  • Peru’nun ekonomik yapısı
  • Yerli meseleleri
  • Feodalizm ve toprak mülkiyeti
  • Eğitim ve kültür
  • Dinin toplumdaki etkisi
  • Siyasi partiler ve devletin rolü
  • Kültürel hegemonya ve sivil toplum
  • Aydınlar ve eğitim
  • Devletin ve siyasi partilerin rolü
  • Marksist kuram ve felsefe
  • Hapishane düşünceleri ve modernlik eleştirileri

Zaman geçtikçe daha geniş kabul gören Yedi Deneme, Latin Amerika Marksizminin kurucu metinlerinden biridir.39 Kitap, sosyalist bir geleceğin biçimlenmesinde yerli topluluklarının ve Peru’nun kendine özgü toplumsal-ekonomik koşullarının rolünü vurgular. Denemeler ekonomik evrim, yerlilerin devlet ve ulusla ilişkileri, toprak mülkiyeti sorunları ve kültürel etkenler gibi konuları kapsar ve Peru’nun yerel bağlamına ve kültürel gerçekliklerine derinden kök salmış bir sosyalizmi savunur.

Gramsci’nin Hapishane Defterleri ise hegemonyanın ve aydınların toplumdaki rolünün eleştirel bir çözümlemesini sunar. Gramsci’nin İtalya’daki Faşist rejim tarafından hapsedildiği 1929–1935 yılları arasında yazılan Hapishane Defterleri, Marksizm, kültür, siyaset ve felsefe üzerine denemeler ve düşüncelerden oluşan bir derlemedir. Gramsci siyasi iktidarı ele geçirmede ve korumada kültürel ve ideolojik mücadelenin önemini vurguladı ve sosyalist hareketlerin kültürel ve ulusal öğeleri stratejilerine nasıl katabileceğine dair kavrayışlar sundu. Hegemonya kavramı, aydınların rolü ve ulusal-halkçı bir hareket yaratmanın önemi incelenerek geliştirildi. İdeolojinin ve kültürün iktidar yapılarını sürdürmedeki ya da onlara meydan okumadaki rolüne güçlü bir vurgu yapan ve Batı’da Marksizmin kurucu metni sayılan Gramsci’nin eseri, kültürel çalışmaların ve eleştirel kuramın gelişimini etkilemiştir.

Bu metinleri karşılaştırmak, iki yazarın farklı bağlamlarına rağmen Marksist kuramı kendi özgül gerçekliklerine uyarlamaya, yani onu yerelleştirmeye nasıl çalıştığını gösterir. İkisi de devrimci hareketlerde kültürün ve milliyetçiliğin önemini gördü ve bu yönlerin çoğu zaman göz ardı edildiği bir dönemde ortodoks Marksist görüşlere meydan okudu. Böylece iki yazar da sosyalizmin farklı toplumlardaki kendine özgü zorluklara ve fırsatlara göre nasıl biçimlendirilebileceğini anlamak için değerli çerçeveler sundu. Yedi Deneme ve Hapishane Defterleri gibi birincil metinler üzerinde çalışmak, bu Marksist kuramcıların özgün niyetini ve bağlamını anlamak için kritiktir. Birincil kaynakları kullanmak, yazarların özgün fikirleriyle doğrudan temas kurmayı sağlar ve ikincil kaynaklardan doğabilecek yanlış yorumların önüne geçer. Metinlerarasılık da Gramsci’nin ve Mariátegui’nin tarihsel materyalizmi kendi toplumsal ve kültürel bağlamlarına nasıl uyarladığını daha derinden kavramamıza imkân verir. Bu birincil metinleri karşılaştırmak, düşüncelerinin kendine özgü ve ortak öğelerini ortaya çıkarır ve Marksist kuramın farklı jeopolitik bağlamlarda nasıl geliştiğine dair kavrayışlar sunar.

Gramsci’nin ve Mariátegui’nin eserlerinde kuram ile pratiğin birliğine yapılan ısrarlı vurgu, bugünün Marksist hareketleri için kritik bir ders olmaya devam ediyor. Yaklaşımları, soyut kuramsal tartışmalara hapsolmak yerine halkın ihtiyaçlarına ve mücadelelerine yanıt veren, praksise yönelmiş bir Marksizmi savunur. İkisi de somut ilişkilerin bilince önceliğinde ısrar ederek kendilerini Hegelci öğretiden ayırdılar. Mariáteguici bir bakış ile Gramscici çözümlemenin birleşimi, Avrupa’daki kemer sıkma karşıtı protestolardan Latin Amerika’daki yerli önderliğindeki ayaklanmalara kadar uzanan küresel direniş hareketleri çağında giderek daha anlamlı hale geliyor. Gramsci ile Mariátegui arasındaki pratik koşutluk şudur: Devrimci kuram her zaman somut gerçekliklere dayanmalıdır. Bunalım anlarında dönüştürücü toplumsal hareketlerle doğrudan ilişkiye girmek aydının sorumluluğudur. Bu mesele bir sonraki bölümde ele alınıyor.

Öncü partiler: Kültürün ve aydınların rolü

Ekim Devrimi’nden sonra birçok aydın dikkatini devrimci örgütlerin kurulmasına çevirdi. Leninist bir bakış açısından “yeni tip” bir siyasi partinin rolü, reformist partilerin sınırlarını aşıyordu.40 Yedi Deneme‘de Mariátegui kendini açıkça Marksist düşünceye yerleştirir ve Peru toplumunu çözümlemek için onu kullanır. Gazetecilik çalışmaları sonunda siyasi-seçimsel bir kolun gelişimine yöneldi. Mariátegui 1928’de Peru Sosyalist Partisi’nin (PSP) kurucuları arasında yer aldı ve genel sekreterliğini üstlendi. 1929’da Peru İşçileri Genel Konfederasyonu’nu (CGTP) da kurdu.41 Komintern’in baskısıyla PSP, Mariátegui’nin ölümünden sonra Peru Komünist Partisi’ne (PCP) dönüştü.42

Gramsci’ye göre kolektif aydın ya da “modern prens”, yani Komünist Parti’nin kendisi, devrimci süreç için vazgeçilmezdi. Mariátegui deneyimlerini ve siyasi faaliyetlerini Peru’da Leninist bir partinin kurulmasına uyguladı. Bu üç düşünür parti ve devrim hakkında benzer fikirleri paylaşıyordu. Gramsci kendi parti anlayışını ortaya koyar ve Lenin’in komünist militanların devrimci bilinci üzerine başlattığı tartışmaları sürdürür. İtalyan yazara göre:

Elbette her işçiden, sınıfının insanlığın gelişim sürecinde oynamaya yazgılı olduğu bütün o karmaşık rolün tamamen bilincinde olması istenemez. Ama bu, Parti üyelerinden istenmelidir. […] Parti bir bütün olarak bu yüksek bilinci temsil edebilir ve etmelidir. Bunu yapmazsa kitlelerin önünde değil arkasında olur, onları yönetmez, onlar tarafından sürüklenir. Bu yüzden Parti Marksizmi özümsemelidir ve onu bugünkü biçimiyle, yani Leninizm olarak özümsemelidir.43

Marksizmin kuramsal olarak özümsenmesi ve Leninizmin pratik olarak kavranması, devrimci partinin kadrolarının ve militanlarının yetiştirilmesi için sürekli ve düzenli bir gerekliliktir. Böyle bir partinin, parti disiplinine ve örgütlerin siyasi çizgisine bağlılık gibi belirli ölçütleri olacaktır. Bu temel üzerinde, Mariátegui’nin projesindeki Leninist öncü partiye dair Gramscici bir ortak anlayış, uzun soluklu bir siyasi eğitim sürecinden yararlanmalıdır. Bir siyasi parti kurmak, ileriye dönük olarak madun grupların kurtuluş mücadelesine yarayabilir.44 İşçi sınıfının çıkarlarını ilerletmek için parti siyaseti gereklidir. Amaç, partinin, üyelerinin aksi halde üye olabileceği çeşitli derneklerin gördüğü işlevleri yeniden örgütleyerek “yeni bir kültür”ün taşıyıcısı haline gelmesidir.45 Parti, ezilen sınıflar arasında burjuva devletin üstlendiğinin karşıtı olan eğitici ve biçimlendirici bir rol oynar, bir yandan da ezilen gruplar arasında pazarlık ve aracılık yaparak bir siyasi cephe oluşturur.46 Parti “bütünlüklü olarak bir Devlete dönüşecek biçimlerde ve yollarla tasarlanmış, örgütlenmiş ve yönetilmiş” olmalıdır.47 Gramsci partiyi bir tür modern prens olarak, “evrensel ve bütünsel olmaya yönelen kolektif bir iradenin tohumlarının bir araya geldiği ilk hücre” olarak konumlandırır.48

Bu, Gramsci’nin “tam da genel mücadelenin bütün taleplerini özetleyip temsil ettiği için işçi sınıfının partisi olan, proleter mücadelenin üç cephesini bire indiren parti”ye49 neden bu kadar önemli bir rol yüklediğini açıklar. Gramsci ayrıca kuramsal faaliyetin ideolojik cephedeki mücadele olduğunu savunur ve “burjuva ideolojisine karşı savaşmak, yani kitleleri kapitalizmin etkisinden kurtarmak için her şeyden önce Marksist öğretiyi partinin içinde yaymak ve onu bütün çarpıtmalara karşı savunmak gerekiyordu” der.50 Bu anlamda Gramsci’ye göre “partinin ideolojik alandaki faaliyetini yoğunlaştırması ve sistemli hale getirmesi, Marksizm-Leninizm öğretilerini, en azından en genel yönleriyle bilmeyi militanın görevi yapması gerekir”.51

Gramsci organik aydınları kapitalist ideolojik tahakkümü devirmenin hayati özneleri olarak merkeze aldı. Mariátegui ise devrimci partiyi Marksizmi yerli dünya görüşleriyle ve avangart sanatla sentezleyecek öncü bir kültürel güç olarak gördü. Mariátegui’nin yerli milliyetçiliği, aydınların ve devrimcilerin sahici bir ulusal kültür yaratmaya çalıştığı Latin Amerika’daki bir uyanış bağlamında anlaşılmalıdır. Mariátegui’nin indigenismo arayışı İnka geçmişini devrimci bilinci güçlendirmek için bir silaha dönüştürdü ve Gramsci’nin sosyalist dönüşümün ön koşulu olan ideolojik mücadeleye verdiği adla, “mevzi savaşı”nı ileri taşıdı. Şöyle yazar:

Bu indigenismo ütopik restorasyon hayallerine kapılmaz. Geçmişi bir program olarak değil, bir temel olarak görür. Tarihe ve olaylara bakışı gerçekçi ve moderndir. Bu dört yüzyıl içinde dünyanın ve Peru’nun gerçekliğini değiştirmiş tarihsel olguların hiçbirini görmezden gelmez ya da küçümsemez.52

Dahası, toprak mücadelelerinde yerli köylü kitleleri zorunlu olarak kapitalist-toprak sahibi oligarşiyle, yani criollo latifundistalarla çatışmaya girdi. Bu kitleler sosyalist-komünist bir öncü partiye kazanılabilirdi, çünkü “ilerleme miti”ne karşı radikal bir toprak reformu için savaşan tek siyasi güç o olacaktı.53 Mariátegui’ye göre devrim, “ilerleme” burjuvazi için neyse, proletarya için odur: Onun “miti”.54 Birçok anlama gelebilir, ama her zaman başka bir gelecek dünyayı resmeden, öngörüye dayalı bir tasavvuru temsil eder. “Yerlinin ruhunu yükselten, beyaz adamın uygarlığı ya da alfabesi değil, mittir, sosyalist devrim fikridir. Yerlinin umudu mutlak olarak devrimcidir.”55

“Toplumsal devrim miti” sınıfsız bir gelecek dünyaya ve daha da önemlisi, bugünkü burjuva düzende egemen ya da hegemonik olan değerlerin yerini alacak başka değerlerden oluşan bir evrene işaret eder. Bu değerler çoğu zaman kapitalizm öncesi bir topluluğa, ortak olanın özel mülkiyete üstün geldiği, emeğin mekanik ve tekrara dayalı değil yaratıcı olduğu idealleştirilmiş bir geçmişe dayanabilir. Kapitalizm öncesi geçmişin yerli komünal geleneklerinden seçilmiş öğeler, kapitalizm sonrası avangart bir gelecekle birleştirilebilir.

Mariátegui’ye göre devrim hiçbir zaman “ilerleme”nin ürünü değildir, Kolomb öncesi komünist geçmişin geri kazanılmasıdır. Peru’da ulusal-halkçı olanın araçsallığına Gramscici bir yaklaşım, siyasi partiyi devrimci sürecin temeline yerleştirirdi. Çünkü proletaryanın sosyalist bilinci, Peru örneğinde ezici çoğunluğu yerli olan işçinin kendiliğinden öz-farkındalığıyla ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla varılan uzlaşma şudur: Bu siyasi eklemleme işlemini gerçekleştirmek partiye düşer.

Milliyetçilik(ler): Güney sorunu ve indigenismo

İki düşünürün de kültürün devrimci projeye katılması gerektiği inancını paylaştığını gösterdikten sonra milliyetçilik meselesine geçiyorum.

“Kamusal eğitim”, “Din”, “Bölgecilik ve merkeziyetçilik” ve “Edebiyat” konularını ele alan 4. ile 7. denemelerde Mariátegui, Peru’da sahici bir burjuvazinin bulunmadığı üzerine düşüncelerini genişletir. Mariátegui, Peru’daki siyasi-ekonomik sistemi zorun değil rızanın ayakta tuttuğuna inanıyordu. İspanya’dan bağımsızlığın ardından “liberal hitabetin ve duygunun ateşi söndükten sonra sınıf ayrıcalığının kendini yeniden kabul ettirdiğini” vurgular.56 Mariátegui’ye göre sosyalist militanların asıl görevi devletle silahlı çatışma değil, işçi sınıfının ve köylü kitlelerinin kapitalist mistifikasyonlara ve onun “sömürge zihniyeti”ne boyun eğmekten kurtulabilmeleri için ideolojik olarak dönüştürülmeleriydi.57 Devlete yönelik doğrudan bir saldırı, geleneksel olarak siyasi toplum içinde devlete karşı yürütülen bir “hareket savaşı” olarak anlaşılır.58 Sivil toplum güçlü olduğunda böyle bir saldırı büyük olasılıkla boşa çıkacaktır. Gramsci, yirminci yüzyıl başı Peru’sunda gerçek anlamda bir burjuva sınıfı bulunmadığına dair Mariátegui’nin iddiasını belki dikkate alırdı. Yine de İtalyan düşünür, demokratik cumhuriyetçilik kılığı altındaki sömürücü sınıf ilişkilerini değiştirmenin farklı türde bir mücadeleyi, kültür alanında bir mücadeleyi gerektirdiğini savunuyordu.

Gramsci, Batı’da sivil toplumun devlet üzerindeki ağırlığını, ileri kapitalizmde burjuva iktidarının temel kipi olarak “hegemonya”nın “zor” üzerindeki üstünlüğüyle eşitler.59 Hegemonya sivil topluma ait olduğundan ve sivil toplum devlete baskın geldiğinden, egemen sınıfın kültürel üstünlüğü esasen kapitalist düzenin istikrarını güvenceye alır. Sivil toplum, egemenlik altındaki sınıfların rızasının devşirildiği alandır. Bu yüzden Gramsci’ye göre iktidarın merkezi sivil toplumun içinde, her şeyden önce de iletişim araçlarının, yani basının, radyonun, televizyonun, sinemanın ve yayıncılığın kapitalist denetiminde aranmalıdır. Kapitalizmin dünya görüşleri üzerindeki hâkimiyeti, kültürün rolünü büyük resim içinde kavramayı gerektirir. Gramsci’ye göre yeni egemen sınıf, şiddet, ekonomik güç ya da zor yerine ideolojiyi kullanarak hegemonik bir kültür geliştirmelidir. Egemen sınıf bu hegemonyayı üstyapıyı ve onun iki düzeyini oluşturan kurumlar aracılığıyla üretir ve yeniden üretir. Dolayısıyla Gramsci, Mariátegui’nin Peru’su bağlamında yeni bir hegemonya yaratmak için bir “mevzi savaşı”nın60 gerekli olduğunu öngörürdü, çünkü “sivil toplumun üstyapıları modern savaşın siperleridir”.61

Devrimci özneleri yeniden merkeze alırken Gramsci, Güney İtalya köylülüğünü önemli ama çoğu zaman gözden kaçırılan bir güç olarak gördü. Devrimci değişimi sağlamak için Kuzey işçileri ile Güney köylüleri arasında bir ittifakın gerekliliğinin altını çizdi. “Torinolu komünistlerin inkâr edilemez bir ‘erdemi’ vardı: Güney sorununu işçi öncüsünün gündemine zorla taşımak ve onu devrimci proletaryanın ulusal siyasetinin temel sorunlarından biri olarak belirlemek” diye yazıyordu.62 Gramsci, Güney’in toplumsal yapısını ayakta tutmada aydınların oynadığı kritik rolü gösterir. Aydınlar köylüler, toprak sahipleri ve devlet arasında aracılık ediyordu. Şöyle der:

Güneyli köylünün büyük toprak sahibine aydının aracılığıyla bağlandığını söyledik. Bu örgütlenme tipi bütün kara Güney’de ve Sicilya’da en yaygın olanıdır. Bir bütün olarak Kuzey kapitalizminin ve büyük bankaların aracısı ve bekçisi işlevini gören canavarca bir tarım bloku yaratır.63

İşçi sınıfı için bir aydın tabakası geliştirme fikri Latin Amerika bağlamlarında da vardır. Bağımsızlık hareketleri döneminin ardından “ulusal kültür” kavramı “yurttaşlığa dayalı” (civic) ulus fikriyle örtüştü. Aynı zamanda “ulusal-halkçı” olanın modernleştirici çabası, yirminci yüzyıl başında criollo seçkinlerin biçimlendirdiği ulusal kültürü aşmayı amaçlıyordu. Sonuçta “ulusal-halkçı”, bağımsızlıktan sonra “ulusal kültür” kavramını yaratan burjuva liberal söylem içinde artık sürdürülemeyecek ulusal demokratik bir özne kurmaya çalışan belirli bir siyasi-ideolojik tutumu ifade etti. Bu açıdan ulus-devlet projesi hegemonik söylemin parçasıdır. Ulus-devlet, Ernest Gellner’in tarif ettiği anlamda “yurttaşlığa dayalı” bir projeye dönüşür,64 çünkü toplumsal ilişkileri yöneten aygıtın dayanışmasından ve kurumsal (yani hukuki ve idari) tekliğinden doğar. Devletin birleştirici gücünün ulusun türdeşleştirilmesine simgesel olarak aktarılması, on dokuzuncu yüzyılın egemen liberal ve muhafazakâr projelerinde devleti denetlemenin ve sınırlı demokrasiler kurmanın can alıcı bir mekanizması olarak belirir.65

Mariátegui kamusal aydın rolünü gazetecilik ve kamuya yönelik yazılar aracılığıyla üstlendi. İşçi sınıfının ihtiyaçlarını dile getirmek üzere köylü ve yerli hareketlerinin öğelerinin örgütlenmesi çağrısında bulunarak milliyetçiliğin buyurgan kavrayışlarını yeniden biçimlendirdi. 1924’te Mundial gazetesi için “Peruanicemos el Perú” (“Peru’yu Perulaştıralım”) başlıklı haftalık bir köşe yazısı yazdı.66 Drinot’ya göre, sömürge geçmişiyle bağ kuran yirminci yüzyıl başının ağırlıkla costumbrista [töre ve gelenek betimlemeci] Peru anlatısına karşı çıkan bu yazılar, aynı zamanda Peru’yu “küreselleştirme” girişimiydi.67 Felsefi açıdan costumbrismo‘nun yüzeyselliği geleceği anlık ve duruma bağlı bir şeye çevirir. Costumbrismo‘nun tarihsel bilinci kapatması, ulusal bir kültür için sağlam bir proje kuramadığını gösterir. Perulu edebiyat akademisyeni Antonio Cornejo Polar’ın belirttiği gibi, ulusal-halkçı olan, İspanyolcu criollismo‘nun hegemonyasının geride bıraktığı “ikincil alanlarda” ortaya çıktı.68

Böylece ulusal-halkçı olan ilkin dönemin önde gelen aydını Manuel González Prada’nın başlattığı modernlik arayışında, ikinci olarak da Luis Valcárcel’in, Luis Alberto Sánchez’in ve her şeyden önce Mariátegui’nin çalışmalarına dayanarak “ulusal sorun”u yeniden formüle edecek olan indigenismo‘da kendini gösterir.69 Costumbrismo‘nun gelenekçiliğine karşı çıkan Mariátegui, yerli halkların ve kültürlerinin devrimci süreçteki rolünü merkeze alan, Latin Amerika’ya özgü bir bakış olan “Hint-Amerikan Marksizmi” fikrini geliştirdi. Yaratıcı, mitik bir güç olarak “kahramanca sosyalizm” tasavvuru, Gramsci’nin ideolojik hegemonyaya yaptığı vurgunun ötesine geçti ve devrimci mücadeleye manevi ve metafizik bir boyut kattı. Mariátegui’nin bilinen sözüyle, bir Latin Amerika devrimi “bir kopya ya da taklit” olamazdı, “kahramanca bir yaratım” olmalıydı.70

Yaygın olarak kıtanın “ilk Marksist düşünürü” sayılan71 Mariátegui ortodoksiden koptu ve modernlik ile indigenismo‘yu iç içe geçmiş olarak gördü. Edebiyat araştırmacısı Vicky Unruh’a göre modernlik indigenismo‘nun önünü açar72 ve ulusal kültür hareketinin en radikal tasavvurunu, ulusal-halkçı olanı, izlemesine imkân verir. Sosyalizmin temeli ve onun ülkenin yerli kimliğine yaptığı vurgu sayesinde bu iki ikincil akım Mariátegui’de birleşti. Geçmiş bugünü açıklamak için kullanıldı, kitleler (yani işçi sınıfı) ağırlıkla yerliydi. Ulusal-halkçı olan, Peru’nun sosyalizmi gerçekleştirmek amacıyla geleceğe yönelişini temsil ediyordu ve bu, modernlik aracılığıyla, özellikle de Peru’nun özerk biçimde gerçekleştireceği “indigenista avangartçılık” yoluyla izlendi. Mariátegui başyazılarında indigenista edebiyat ile yerli edebiyatını açıkça ayırdı, indianista, indigenista ve yerli edebiyatı arasında farklar ortaya koydu. Bunlardan ilki yerli kültürünü doğrudan ifade etmiyordu. Ezilen ve dışlanan insanların toplumsal çıkarlarını kendi çıkarları olarak benimseyen melezler (mestizo) tarafından yaratılmıştı.

Gramsci’nin “Güney Sorunu” ve Mariátegui’nin “Peru’yu Perulaştırma” çağrısı, sosyalist stratejileri kendi uluslarının özgün tarihsel ve kültürel bağlamlarına göre biçimlendirmenin zorunluluğunun altını çizer. Gramsci, Güney İtalya’nın özgül koşullarını ve aydınların aracılık rolünü anlamanın önemini vurguladı. Mariátegui de yerli geleneklerinin ve gerçekliklerinin, doğmakta olan Peru sosyalizmi projesine katılmasını savundu. İki düşünür de ortodoks Marksist düşüncede çoğu zaman ihmal edilen köylülüğün devrimci potansiyelini öne çıkardı ve yerel gerçeklikleri hesaba katmayan Avrupa sosyalist modellerinin eleştirisizce benimsenmesini eleştirdi. Etkili sosyalist hareketlerin yerel geleneklerle ve yapılarla ilişki kurması ve onlara uyum sağlaması gerektiğini görerek kültürel çözümlemenin önemini de vurguladılar. Gramsci İtalya’nın bölgesel bölünmelerine, Mariátegui ise Peru’nun yerli mirasına yoğunlaşmış olsa da, yerel koşullara kök salmış bir sosyalizm geliştirmeye olan ortak bağlılıkları, dışarıdan modelleri ulusal özgüllüğü hiç gözetmeden dayatma eğilimine yönelik daha geniş bir eleştiriyi yansıtır.

Mariátegui’nin Gramscici bir çözümlemesi

Bu bölüm, Mariátegui’nin yerli devrimine yaklaşımını Gramsci’nin fikirlerinin yarattığı kavram diliyle aydınlatıyor. Yirminci yüzyılda Batı Marksist kuramının tanımlayıcı eserlerinden biri olarak,73 Gramsci’nin Hapishane Defterleri‘nde verimli kuramsal topraklardan devşirdiği ürünler arasında şu konulardaki kalıcı tartışmalar yer alır: Önde gelen Avrupa devletlerinin tarihi; egemen sınıflarının yapısı; yönetilenler üzerindeki egemenliklerinin niteliği; aydınların işlevi ve çeşitliliği; işçilerin deneyimi ve köylülerin dünya görüşü; devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkiler; geleneksel ya da avangart kültür ile halk ya da folklor kültürü arasındaki ilişki. İki düşünürün verimli bir tartışma yürütebileceği iki alan, devrimin And bölgesinde izlemesi gereken yol ve karşı-hegemonik bir mücadele alanı olarak ayllu olurdu.

And bölgesinde hegemonya: Mevzi savaşları ve manevra savaşları

Gramsci, ünlü hegemonya kavramına hemen yönelmeden, bu kavramın söylemde denetleyici bir konuma yükselmesi için gerekli bütün öğelerin zeminini hazırladı. İki merkezi not, sırasıyla Rusya’da ve Batı Avrupa’da devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkiye odaklanır.

Rus Ordusu, özellikle Avusturya cephesinde bir manevra ve ani baskın savaşı denedi ve ne kadar parlaksa o kadar da geçici başarılar kazandı. İşin aslı, insan başlangıçtan itibaren düşmana karşı ezici bir üstünlüğe sahip değilse istediği savaş biçimini seçemez. Genelkurmayların, bir mevzi savaşının çatışan güçlerin genel ilişkisi tarafından “dayatıldığını” kabul etmekte inatla direnmelerinin ne kayıplara yol açtığı iyi bilinir. Bir mevzi savaşı gerçekte yalnızca fiili siperlerden oluşmaz, sahadaki ordunun gerisinde kalan bölgenin bütün örgütsel ve sanayi sisteminden oluşur.74

Bu açıklamanın ardından Gramsci, Rus Devrimi sonrasında iki jeopolitik sahnede devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkiyi ve Batı’da sosyalizm için doğru bir stratejinin niteliğini karşılaştırır.75 Aşağıdaki Tablo 3, her bağlamda devreye giren ilişkileri ve stratejileri gösteriyor.

Tablo 3. Sivil toplumun ilişkileri ve stratejiler (Kaynak: Gramsci, Prison Notebooks)

DoğuBatı
Sivil toplumİlkel/jelatinimsiGelişkin/sağlam
StratejiManevra savaşıMevzi savaşı
TempoHız/cepheden saldırıUzun soluk

Mariátegui’nin Peru çözümlemesi bu Gramscici tarih şemasının neresine düşer? İlk belirlenmesi gereken, Peru’da gelişkin bir sivil toplumun olup olmadığıdır. Sivil toplum Peru’da İtalya’dakiyle aynı biçimde mi işliyordu? Mariátegui, İspanya’dan bağımsızlığın ardından ve cumhuriyet olarak geçen yüz yıl boyunca Peru’nun sahici bir burjuvazi, gerçekten kapitalist bir sınıf geliştirmediğini anlatır:

Eski feodal sınıf, cumhuriyetçi bir burjuvazi kılığına girerek ya da onun maskesini takarak konumunu korudu. Cumhuriyet yönetiminin bir yüzyılı boyunca büyük tarımsal mülkiyet, anayasamızın kuramsal liberalizmine ve kapitalist ekonomimizin gelişmesinin pratik gereklerine rağmen, fiilen güçlendi ve genişledi.76

Manevra savaşı, devletin iktidar yapılarına doğrudan, cepheden bir saldırıyı ifade eder. Devletin ve sivil toplumun yerleşik düzenini bozmaya yönelik hızlı, ani eylemleri içerir. Fiziksel mücadele, cepheden saldırılar ve savunma ile belirginleşir. Devrimci bağlamlarda, dışlanmış grupların hükümettekilere ve askeri güce sahip olanlara karşı şiddete dayalı ayaklanmayı benimsemesini ifade eder. Mevzi savaşı ise ideolojik ve kültürel mücadeleye odaklanan, daha uzun vadeli ve daha ince bir stratejidir. Kitlelerin “uzun bir ideolojik ve siyasi hazırlığını” içerir.77 Amaç, egemen sınıfın kültürel hegemonyasına meydan okumak ve onu değiştirmektir. Devlet iktidarını almaya girişmeden önce sivil toplumun içinde karşı-hegemonik güçler kurmayı hedefler. İki savaş arası Peru’sunda indigenismo savaştan çok bir strateji görünümündeydi ve ayllu bir tür kapitalizm öncesi sosyalist örgütlenmeyi temsil ediyordu.

Karşı-hegemonik bir alan olarak ayllu

Mariátegui’nin ilk kez 1928’de Peru’da İspanyolca yayımlanan en önemli eserinin ilk İngilizce çevirisi 1971’de çıktı. Genellikle her Perulunun ülkesinin gerçekliğini anlamak için okuması gereken tek kitap olarak nitelenen78 Yedi Deneme, Peru ekonomisini, yerlilerin dışlanmasını, toprak mülkiyeti ilişkilerini, eğitimi, dini, bölgeciliği ve edebiyatı eleştirir. Mariátegui’nin başlıca uğraşı Peru’nun sınıf yapısının çözümlenmesidir. Yedi Deneme‘deki kaygısı, İnkaların torunları olan Keçuva dilli yerli halkların ezilmesidir. 1. ile 3. denemeler “Yerli sorunu”nu ve onun kurtuluş potansiyelini, “Toprak”ın dağılım örüntüsünü ve çalışma ilişkileri aracılığıyla mekânsal denetimi, Peru toplumunun “Ekonomik” yönlerini ve geleceğin ufku olarak İnka kolektivizmini ele alır.

Peru toplumunun ekonomik kökenleri İnkaların, yani And bölgesinin Keçuva dilli halkının yerli komünizmiyle başladı. İnka ekonomisi ayllu’ya dayanıyordu.79 Ayllu, özel mülkiyetin bulunmaması anlamında hem topluluk temelli hem de komünist olan bir toplumsal örgütlenme biçimiydi.80 Mariátegui’ye göre Peru ekonomisi bir yıkım eyleminden doğdu: İnka İmparatorluğu’nu yıkan ve soykırımcı egemenliğiyle sömürge feodalizmini kuran İspanyol fethinden. Sömürgeciler yerli nüfusu latifundialarda, yani özel mülkiyetteki geniş topraklarda acımasız bir kulluğa zorladılar. Mariátegui bu yeni tarihsel evreye gamonalismo adını verdi.81 Gamonalismo “yerliyi korumaya yönelik her yasayı ya da düzenlemeyi zorunlu olarak geçersiz kılar” ve bu düzende “hacienda sahibi, latifundista, bir feodal beydir”.82

2. deneme olan “Ekonomik Evrimin Şeması”nda Mariátegui, bağımsızlık sonrası on dokuzuncu yüzyıl Peru’sunun kapitalist sisteme tam olarak entegre olmadığını savunur. Peru, tersine, üç farklı ekonomik modelin aynı anda var olduğu geri bir duruma gerilemişti: And topluluklarında hâlâ işleyen İnka topluluğunun kalıntıları,83 ülke genelindeki toprak sahipliği örüntülerinde görülen feodalizm ve Peru kıyı şeridinde gelişmekte olan bir burjuva ekonomisi.84 Mülkiyet ilişkilerinin feodal yapısına yönelik bu eleştiri, tarihsel materyalizmin incelikli bir kavrayışını gösterir.

Eserinin en bilinen ve en sık alıntılanan yönleri, “yerli sorunu”na yaklaşımı ve Kolomb öncesi yerli dünyasıyla kurduğu ilişkidir. Yerli nüfusları sömürülen ve mülksüz bir sınıf olarak gördü ve toprak hakkının onun gelecekteki kurtuluşunun anahtarı olduğunu kavradı. Mariátegui geniş feodal mülklerin parçalanmasını85 ve ayllu’ları yeniden canlandırmak için toprağın yerli topluluklarına devredilmesini önerdi. Toprak reformuyla hak kazanımı ve telafi sağlanabilirdi, ayllu’lar da yeni bir devrimci toplumun temelini oluşturacaktı. Mariátegui yerli köylülüğünün kolektivist geleneklerinde, onların komünist harekete katılımı için güçlü bir dayanak da gördü.

1920’lerin Latin Amerikalı düşünürleri de yerli nüfusların devrimci potansiyelini öne çıkarmaya çalıştılar. Mariátegui’nin Meksikalı çağdaşı José Vasconcelos (1882–1959), kıtanın geleceğine dair indigenismo‘ya dayanan bir tasavvur geliştirdi.86 Ama “kozmik ırk” kavramı Mariátegui’nin yerli meselesi çözümlemesinden önemli ölçüde ayrılıyordu. Vasconcelos, “kozmik ırk” ifadesinin de düşündürdüğü gibi, indigenismo‘yu yalnızca ırksal bir olgu olarak görmenin ötesine geçemedi.87 Buna karşılık İtalyan Marksist hareketinden etkilenen Mariátegui, Peru’nun yerli halklarının durumunu Ekim sonrası anın ekonomik, siyasi ve tarihsel bağlamıyla ilişkisi içinde anlamaya çalıştı. Bu bakış onu, “yerli sorunu” toplumsal-ekonomik bir mesele olarak kavranmadıkça yanlış anlaşılmış olacağı sonucuna götürdü. Bu sonuç, devrime giden yola dair kuramsal reçetelerini de etkiledi.88

Bağımsızlıktan sonra Peru’nun ihracata dönük ulusal ekonomisi, kaynakların çıkarılması ve sömürülmesi için uluslararası kapitalist pazara bağımlıydı. Peru hükümeti 1920’lerde dış dünyaya kendini modern, demokratik bir cumhuriyet olarak sunmuş olabilir, ama Mariátegui yüzeyin altını gördü. Kırsalda feodal mülkiyet ilişkilerini ve ayllu kolektivizmine sıkı sıkıya tutunan Keçuva dilli köyleri gördü. Mariátegui Peru’nun aynı anda “komünal, feodal ve kapitalist” olduğunu savundu89 ve 1920’lerden beri ayllu’ların kapitalist baskılar altında aşındırılmaya devam ettiğini gözlemledi. Latifundialar, sömürgeciliğin kalıntısı olan çalışma ilişkilerini yeniden üretiyordu.

Yedi Deneme‘de Mariátegui’nin belirleyici toplumsal-siyasi hipotezi şudur: “Peru’da ulusal duyarlılığa sahip, liberal ve demokratik olan ve siyasetini kendi kuramının önermelerine dayandıran ilerici bir burjuvazi yoktur ve hiçbir zaman olmamıştır.”90 Yirminci yüzyıl başında Peru ekonomisini, “hareketi ve gelişimi Londra ve New York pazarlarının çıkarlarına ve ihtiyaçlarına tabi” olması anlamında “sömürge” ekonomisi olarak tanımlayan91 Mariátegui, uluslararası finans kapitalin Peru’da kaynakların çıkarılmasında ve emeğin sömürülmesinde etkin rol oynadığı süregiden bir birikim projesini resmeder. Sonuçta, diye savunur, Perulu yerliler yerli ve uluslararası kapitalistlerin pençesindeydi ve kolektivizmleri Peru devleti tarafından “özümsenmemiş” olarak kaldı.

Doğal olarak dönemin önde gelen Perulu komünisti, bu önerme ile Komintern’in aynı dönemde Çin’deki yönelimi arasındaki çelişkiyi görmezden gelemezdi. Mariátegui, Çin burjuvazisinin Peru burjuvazisinden farklı olarak neden anti-emperyalist mücadeleye katıldığını açıklamak için “ulusal uygarlık” üzerine varsayımsal fikirlere başvurarak bu zor durumdan kaçınmaya çalıştı. Örneğin ülke içinde bile, Carlos Manuel Cox gibi Perulu Aprista’lar Mariátegui’yi sanayileşmiş Avrupa toplumları ile esasen tarımsal olan Latin Amerika toplumları arasındaki farkı anlamamakla ve bu yüzden devrimci bir misyona sahip Latin Amerikalı işçi sınıfı “miti”ni icat etmekle eleştirdiler.92

Yine de ayllu, kapitalist-sömürge sistem içinde var olan toplumsal-ekonomik bir seçeneğin maddi temelidir. Mike Gonzalez’in belirttiği gibi, “toprak, topluluğun, kolektif varlığın toplumsal mitiyle iç içe dokunmuştur. Burjuva düzen parçalar ve bireyselleştirir. Sosyalizm herkes için ortak olanı yeniden kurar. Mariátegui bunun doğrulamasını, sosyalist örgütlenmenin bir modeli olarak ayllu kavramında buldu.”93

Gramsci’nin, işçilerin kapitalizm içinde özerk bir yönetim kurabileceği fabrika konseyleri gibi “ekonomik çekirdekler” çözümlemesine94 çok benzer biçimde, Mariátegui de ayllu’yu egemen sınıfın emek ve toprak üzerindeki denetimini kırmak için olası bir üs olarak gördü. Sömürgeciliğe rağmen ayakta kalmış olması epistemik bir direnişten söz eder ve ayllu’yu böylece mücadelenin kültürel alanında madun bilgisinin bir deposu haline getirir. Mariátegui için büyük latifundiaları parçalamak ve toprağı yeniden dağıtmak yalnızca ekonomik adalete yönelik girişimler değildi. Ona göre tarım reformu, aynı zamanda bir mevzi savaşıyla kazanılmış zaferlerden biriydi: Ayllu’ya dönüş, iktidarın sömürgeci köklerini etkili biçimde sökebilecek, “modernlik öncesi kökleri” olan hegemonik bir kaymaydı.95 Gramsci’yi izleyen, ama onun modern teleolojisinden ayrılan Mariátegui, toprağın geri alınmasının da verilmesi gereken bir ideolojik savaş olduğunu ileri sürdü: Devrimi bir yere temellendiren, ekonomiyi kültürle kaynaştıran ve sömürgeleştirilmiş özneleri devrimci failler olarak merkeze alan bir savaş.

Sonuç

Yedi Deneme‘nin etkisi akademik söylemin yanı sıra devrimci praksis yoluyla da yayıldı. Peru’da 1980 ile 2000 arasındaki iç çatışmanın aktörleri olan Aydınlık Yol (Sendero Luminoso), Túpac Amaru Devrimci Hareketi (MRTA) ve Peru Komünist Partisi gibi örgütlerin hepsi farklı biçimlerde Mariátegui’ye ve yazılarına başvurur. Ekvador’da ve Peru’da halkçı yerli hareketlerinin yükselişi de Mariátegui’nin yerli halkların bir Latin Amerika devrimindeki rolüne dair yazılarına yeniden ilgi uyandırdı.96 Peru’nun bir önceki iktidar partisi olan Peru Milliyetçi Partisi, Mariátegui’yi ideolojik kurucularından biri sayar. Daha geniş Latin Amerika Solundaki başka önemli seçim araçları da Mariátegui’yi kuram ile praksisi birleştirmenin bir işareti olarak anmıştır.97

Mariátegui ABD’nin Latin Amerika’daki yeni-sömürgeci ekonomik yayılmasını ve emperyalizmini keskin biçimde eleştirdi ve ona direnmek için birleşik, sosyalist bir Latin Amerika çağrısında bulundu. Anti-emperyalist bakışı, ABD hegemonyasına ve neoliberal politikalara meydan okuyan bugünkü hareketlerde yankı bulur. Kültürel ve ideolojik alanlarla ilişki kurup onları dönüştürmeye ve yerli dünya görüşlerini ve mitolojilerini devrimci mücadeleye katmaya yaptığı vurgu, bilgiyi dekolonize etmeye ve manevi boyutları özgürleşimci siyasete katmaya yönelik bugünkü çabaları önceden haber veriyordu. Özetle, Mariátegui’nin Marksizmi Latin Amerika gerçeklikleriyle, anti-emperyalizmle, indigenismo ile ve kültür siyasetiyle birleştiren öncü sentezi, Latin Amerika genelinde ulusal ve bölgesel kurtuluşun özerk, dekolonyal ve devrimci yollarını açmaya çalışan bugünkü hareketler için tükenmez bir kaynak sunar.

Benzer biçimde Gramsci’nin hegemonya kavramı, egemen sınıfların iktidarı yalnızca ekonomik egemenlikle değil, kültürel ve ideolojik kurumların denetimiyle de nasıl koruduğunu anlamak için son derece güncelliğini koruyor. Bu, kültürün ve medyanın kapitalist ilişkileri meşrulaştırmada ve olağanlaştırmada kilit rol oynadığı neoliberal ideolojinin küresel yayılmasında özellikle görülür. Mariátegui’nin devrimin kültürel boyutuna yaptığı vurgu ise yerel ve yerli kültürlerini daha geniş sosyalist hareketlere katmanın zorunluluğunun altını çizer. Bu da, özellikle sömürge sonrası toplumlarda, Marksizmi dekolonize etmeye ve çeşitli kültürel anlatıları devrimci söyleme katmaya yönelik bugünkü çabalarla örtüşür.

İki düşünürün milliyetçiliğe yaklaşımları, Gramsci’nin Güney Sorunu çözümlemesi ve Mariátegui’nin indigenismo‘ya odaklanması, sosyalizm mücadelesinde madun grupların özgül tarihsel ve kültürel bağlamlarını ele almanın önemini gösterir. Eserleri, başarılı devrimci hareketlerin Marksizmi evrensel bir şablon olarak uygulamak yerine kendi toplumlarının özgün koşullarına uyarlaması gerektiğini düşündürür. Milliyetçi ve kimlik temelli hareketlerin büyüdüğü bugünün koşullarında Gramsci ve Mariátegui, küresel sermayeye ve yerel ezme biçimlerine meydan okuyacak kapsayıcı ulusal-halkçı ittifaklar kurmak için bir çerçeve sunuyor. Fikirleri, kültürel farklılıklara saygı gösterirken toplumsal adalet ve eşitlik gibi ortak hedeflerin peşine düşen koalisyonlar kurmak için bir temel sağlıyor.

Marksizmi dekolonize etmek

Modernlik/(de)kolonyalite olarak anılan epistemik ve siyasi projenin kökleri Güney Amerika’da, özellikle de And bölgesindedir.98 Modernlik/(de)kolonyalite girift, çeşitli ve tarihsel olarak temellenmiş kavramlardır. Bu kavramlar, makalede ele alınan grupların, yani İtalyan köylülüğünde ve Perulu yerli nüfuslarda cisimleşen, tarih boyunca haklarından yoksun bırakılmış kesimlerin yaşadığı biçimlerde birbirine bağlanır. Dekolonyal kuram, araştırmacıların metinleri okuma biçimini, ulusal ve ulusötesi tarihleri anlama biçimlerini ve kendi bilgilerinin siyasi sonuçlarını kavrama tarzlarını etkiledi. Dekolonyalitenin önde gelen düşünsel işaret fenerlerinden Arjantinli kuramcı Walter D. Mignolo, “epistemik itaatsizlik” tutumunun kökenini Mariátegui’ye bağlar ve Perulu sosyolog Aníbal Quijano’nun alanı değiştiren “kolonyalite” kavramının onun formülasyonları üzerine kurulabildiğini ileri sürer.99 Mariátegui’nin ana akım kuramdaki tartışmalarla kurduğu ilişki, bölgeye özgü çıkarların basit bir eseri olmanın ötesinde, bugünkü bilgi jeopolitiğimizin eleştirel bir sorgulamasını, emperyal epistemeden bir uzaklaşmayı temsil eder.100

Makale boyunca, akademideki ve bilgi üretimindeki sömürgeci iktidar dinamiklerine meydan okumaya ve onları sökmeye çalışan dekolonize edici bir araştırma yöntemi izledim.101 Karşılaştırmalı tarihsel çözümlemem, yeni bilgi sistemlerine katkıda bulunmayı ve toplumsal kuramın süregiden dekolonizasyonuna katılmayı amaçlıyor. Mariátegui burada, Frantz Fanon, Amílcar Cabral, Edward Said, Homi K. Bhabha ve Gayatri Spivak gibi Küresel Güney’den dekolonyal toplum kuramcılarının bugünkü akademide işgal ettiği alanı paylaşıyor.102

İleride yapılacak metinlerarası araştırmalar, yerli epistemolojilerini savunmayı sürdürmeli ve Batı dışı toplumların kültürel ve tarihsel deneyimlerini katarak Marksizmin nasıl daha da dekolonize edilebileceğini incelemelidir. Latin Amerika, Afrika ve Asya gibi farklı bölgelerdeki Marksist hareketlerin karşılaştırmalı çözümlemesi, Marksizmin çeşitli kültürel ve ulusal bağlamlara nasıl uyarlandığına dair değerli kavrayışlar sağlamıştır. Örneğin edebiyat eleştirmeni Hosam Aboul-Ela, Mariátegui’nin “çevre estetiği”nin, ABD Güneyi’nin büyük romancısı William Faulkner’ın yazısına damgasını vuran coğrafi-mekânsal eşitsizliği açıklamaya imkân verdiğini düşünür.103 Başka çalışmalar da Mariátegui’nin Peru’daki toplumsal düzen çözümlemesindeki koşutlukların dünyanın başka yerlerine uygulanmasını daha derinden incelemeye imkân vermiş, Güney–Güney ve Doğu–Güney alışverişlerinin önünü açmıştır.104

Gramsci en dar anlamıyla genellikle dekolonyal bir kuramcı sayılmasa da, fikirleri, özellikle hegemonya, madunluk ve toplumsal değişimde aydınların rolü kavramlarıyla dekolonyal düşünceyi önemli ölçüde etkilemiştir. Mariátegui’nin Gramscici bir okuması şunu gösteriyor: Bugünkü devrimci hareketlerde kültürün rolünü sorgulamak, sanat, edebiyat, müzik ve medya gibi kültürel biçimlerin sosyalist idealleri ilerletmek için nasıl seferber edildiğine odaklanmayı mümkün kılabilir. Buna, kültürel direnişin neoliberal hegemonyaya nasıl meydan okuyabileceğini ve başka toplumsal düzenlerin kurulmasına nasıl katkıda bulunabileceğini incelemek de dahildir. Birbirinden uzak coğrafyalardan, üstelik siyasi kaynaşmanın yaşandığı bir çağda koşut hayatlar sürmüş sosyalist düşünürleri karşılaştırmak, kesişimselliğin (ırk, sınıf, toplumsal cinsiyet ve öteki toplumsal kategorilerin birbirine bağlılığının) karşılaştırmalı-tarihsel Marksist çözümlemeye nasıl katılabileceğine dair araştırmalar için yararlı bir yöntemsel buluşsaldır.

Mariátegui’nin indigenismo ve onun devrimci potansiyeli üzerine çalışmalarına dayanan yeni literatür, Gramsci’nin çok tartışılan hegemonya kavramını “mevzi savaşı”nı işler hale getirerek kullandığında verimli bir zemin buluyor. Bu yaklaşım, toplumsal mücadelenin karmaşıklıklarına dair daha incelikli bir kavrayış sunuyor ve tarih boyunca dışlanmış nüfusları toplumsal değişimin güçlü özneleri olarak tanıyor.

Araştırmacılar, milliyetçiliğin hem ilerici hem gerici biçimlerdeki yeniden yükselişini inceleyerek Gramsci’nin ve Mariátegui’nin sınıf mücadelesinin maddi koşullarına, ulus-devlete ve madunların bütünleştirilmesine dair fikirlerinin Soldaki bugünkü tartışmalara nasıl ışık tutabileceğini değerlendirebilir. Bu fikirler bugünkü Marksist düşünceye zorunlu kavrayışlar sunuyor, özellikle de küresel kapitalizmin iç içe geçmiş bunalımlarını, yükselen milliyetçilik dalgalarını ve dünya genelinde yerli nüfusları içeren, süregiden kültürel mücadeleleri ve toplumsal adalet mücadelelerini gözlemlemek için prizmatik bakış noktaları olarak.

Teşekkür

Yazar, UCL Americas ve Radical Americas ev sahipliğinde 8–9 Ocak 2024’te UCL’de düzenlenen “Socialism and Indigeneity” (Sosyalizm ve Yerlilik) konferansının düzenleyicilerine içten teşekkürlerini sunar.

Notlar

  1. Quijano, “Raza, ‘Etnia’ y ‘Nación’ en Mariátegui”, 421–38. ↩
  2. Bkz. Aricó, Mariátegui y los Orígenes del Marxismo Latinoamericano; Becker, Mariátegui. ↩
  3. Vladimir Lenin’in “Programımız” yazısında belirttiği gibi: “Marx’ın kuramını tamamlanmış ve dokunulmaz bir şey olarak görmüyoruz. Tersine, onun yalnızca, sosyalistlerin hayata ayak uydurmak istiyorlarsa her yönde geliştirmek zorunda oldukları bilimin temel taşını koyduğuna inanıyoruz.” ↩
  4. Bkz. Löwy, El Marxismo en América Latina. ↩
  5. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Latin Amerika’daki okuryazarlık oranları için bkz. Núñez, “Signed with an X”. ↩
  6. Mariátegui’nin yetişmesine dair kapsamlı bir biyografik bakış için bkz. Drinot, José Carlos Mariátegui o el ‘Cojito Genial’, 54. ↩
  7. Tarihçi Harry E. Vanden, büyük kısmı Peru’daki Universidad Nacional Mayor de San Marcos Kütüphanesi’ne bağışlanmış olan kişisel kütüphanesini yeniden kurarak Mariátegui’nin ideolojik oluşumunun bilinmesine katkıda bulunmaya çalıştı. Bunun için Mariátegui’nin Avrupa’da bulunduğu sırada ve Lima’ya döndükten sonra edindiği yaklaşık 350 eserin bir listesini hazırladı. Mariátegui bunların çoğunu, etkin ilişki içinde olduğu yayınevlerinden ve dergi yayıncılarından doğrudan satın alarak edinmişti. Vanden, José Carlos Mariátegui. ↩
  8. Nodari, “Mariátegui Antes de Mariátegui”. ↩
  9. Mariátegui, Cartas de Italia. ↩
  10. Mariátegui’nin İtalya’da geçirdiği döneme dair ayrıntılı bir anlatım için bkz. Paris, La Formación Ideológica de José Carlos Mariátegui; ve Núñez, La Experiencia Europea de José Carlos Mariátegui. ↩
  11. Bkz. Vanden, National Marxism in Latin America. ↩
  12. Bkz. Beigel, La Epopeya de una Generación y una Revista. ↩
  13. Mignolo, “Mariátegui and Gramsci in ‘Latin’ America”; Gonzalez, In the Red Corner. ↩
  14. Mariátegui, “Presentación de Amauta”, 5. ↩
  15. Drinot’nun “Global Mariátegui”de belirttiği gibi, Marc Becker Mariátegui and Latin American Marxist Theory‘de Mariátegui’nin Küba ve Nikaragua devrimleri için önemli bir esin kaynağı olduğunu öne sürer, “ama pek ikna edici kanıt sunmaz”: Bkz. Drinot, “Global Mariátegui”, 6, dipnot. ↩
  16. Bkz. Nuccetelli, Schutte ve Bueno, “Biographical sketches”. ↩
  17. Haya de la Torre’nin Amerikan Halkçı Devrimci İttifakı (APRA), on yıllar boyunca Peru siyasetine egemen olmuş siyasi partidir. Büyük ölçüde Aprista hareketi denen hareketle eşanlamlı olan parti, Latin Amerika birliğine, yabancı sermayeli işletmelerin millileştirilmesine ve Keçuva dilli yerli nüfusun sömürülmesine son verilmesine kendini adamıştı. İşçilerin ve orta sınıf liberallerin desteğini alan parti ciddi bir güce sahipti, ama muhafazakâr güçler Haya de la Torre’nin cumhurbaşkanlığına hiç ulaşamaması için olağanüstü önlemler aldılar. Daha fazla arka plan için bkz. Drinot, “Creole anti-communism”; ve García-Bryce, “A middle-class revolution”. ↩
  18. Miroshevski, “El ‘populismo’ en el Perú”. ↩
  19. Löwy, Le Marxisme en Amérique Latine de 1909 à nos jours. ↩
  20. Drinot, “Global Mariátegui”, 5. ↩
  21. Llorente, “Marxism”. ↩
  22. Löwy, “L’indigénisme Marxiste de José Carlos Mariátegui”. [Çevirmen notu: Özgün makalede bu alıntı metin içinde Fransızca aslıyla, bu notta da yazarın İngilizce çevirisiyle veriliyor. Fransızca aslı şöyledir: “José Carlos Mariategui a été le premier authentique penseur marxiste latino-américain. Il a été aussi le premier à proposer une réflexion marxiste sur la question indigène sur le continent: une réflexion qui non seulement attribue aux masses paysannes indigènes un rôle décisif comme sujets d’une transformation sociale révolutionnaire, mais qui aussi perçoit dans les cultures et traditions indigènes l’une des principales racines d’un socialisme indo-américain.” Metindeki Türkçe çeviri Fransızca asıldan yapılmıştır.] ↩
  23. Aníbal Quijano ve Walter D. Mignolo gibi dekolonyal kuramcılar, Mariátegui’nin yerli bilgisini ve Avrupa merkezcilik eleştirilerini merkeze alarak Marksist kuramı dekolonize etme yaklaşımını tartışmış, bunu Amerika kıtasındaki sosyalist hareketler için başka bir yol olarak sunmuşlardır. ↩
  24. Mahoney ve Rueschemeyer, Comparative Historical Analysis in the Social Sciences. ↩
  25. LaCapra, Rethinking Intellectual History. ↩
  26. Drinot, “Global Mariátegui”. ↩
  27. Vanden, National Marxism in Latin America. ↩
  28. Drinot, “Global Mariátegui”. ↩
  29. Mignolo, “Mariátegui and Gramsci in ‘Latin’ America”. ↩
  30. Gramsci’nin Latin Amerika sosyalizmiyle daha uzun soluklu ilişkisi için bkz. Burgos, “The ups and downs of an uncomfortable legacy”. ↩
  31. Paris vd., El marxismo latinoamericano de Mariátegui. ↩
  32. Drinot, La Patria Nueva. ↩
  33. Gramsci, Selections from the Prison Notebooks. ↩
  34. Mariátegui, Seven Interpretative Essays. ↩
  35. Coutinho, Gramsci’s Political Thought. ↩
  36. Bkz. Anderson, Considerations on Western Marxism. ↩
  37. Mahoney ve Rueschemeyer, Comparative Historical Analysis in the Social Sciences. ↩
  38. Düşünce tarihine ilişkin pratik yöntem sorunları için bkz. LaCapra, Rethinking Intellectual History; ve Skinner, Visions of Politics. ↩
  39. Bkz. Arjantinli Marksist sosyolog Aricó, Mariátegui y los orígenes del marxismo latinoamericano. ↩
  40. Bkz. Dias Lopes, “Partido e revolução em Lenin, Gramsci e Mariátegui”. ↩
  41. PCP, CGTP’yi işçi hareketini etkilemek ve onun denetimini ele geçirmeye çalışmak için kullandı. CGTP bir süre Lima’daki çok sayıda sendikanın ve Cuzco ile Arequipa’daki yerel sendika federasyonlarının doğrudan desteğini değilse bile sempatisini kazandı. Bkz. Drinot, “Creole anti-communism”, 712. ↩
  42. José Carlos Mariátegui’nin ölümünün ardından PSP, Komintern’in üçüncü döneminin (1928–35) Latin Amerika’da Güney Amerika Bürosu şefi Vittorio Codovilla tarafından savunulan “sınıfa karşı sınıf” stratejisini benimsedi. Bkz. Drinot, “Creole anti-communism”, 708. ↩
  43. Antonio Gramsci, “For an ideological preparation of the masses” [Kitlelerin ideolojik hazırlığı için]. Erişim 26 Ağustos 2024. https://www.marxists.org/archive/gramsci/1925/05/intro_party_school.htm ↩
  44. Gramsci, Prison Notebooks, 182. ↩
  45. Gramsci, Prison Notebooks, 265. ↩
  46. Gramsci, Prison Notebooks, 53. ↩
  47. Gramsci, Prison Notebooks, 267. ↩
  48. Gramsci, Prison Notebooks, 129. ↩
  49. Gramsci, Selections from Political Writings 1921–26, 100. ↩
  50. Gramsci, Selections from Political Writings 1921–26, 100. ↩
  51. Gramsci, Selections from Political Writings 1921–26, 100. ↩
  52. Mariátegui, Seven Essays, 109. ↩
  53. Mariátegui, Seven Essays, 104. ↩
  54. Fransız düşünür Georges Sorel, José Carlos Mariátegui’nin yazılarında yalnızca tekrar tekrar başvurulan bir isim değildir, Mariátegui onu Marksizm tarihinin büyük figürlerinden biri olarak da sunar. ↩
  55. Mariátegui, Seven Essays, 104. ↩
  56. Mariátegui, Seven Essays, 194. ↩
  57. Mariátegui, Seven Essays, 161. ↩
  58. Gramsci, Prison Notebooks, 238. ↩
  59. Gramsci, Prison Notebooks, 80, dipnot. ↩
  60. Gramsci’ye göre “mevzi savaşı”, ittifaklar kurarak siyasi manzarayı dönüştürmek yoluyla hegemonik düzene meydan okumayı amaçlayan, uzun süreli ve çok yönlü bir mücadeledir ve nihai hedefi insanların düşünme ve eyleme biçimlerini değiştirmektir. Gramsci ayrıca, dönüşüme ideolojik ya da kültürel bir yoldan değil, iktidarı ele geçirmek için daha cepheden bir askeri çatışmayla ulaşmayı ifade eden “manevra savaşı”nı da tartışır. ↩
  61. Gramsci, Prison Notebooks, 235. ↩
  62. Metin: Gramsci, Selections from Political Writings. ↩
  63. Gramsci, Selections from Political Writings, 17. ↩
  64. Bkz. Gellner, Nations and Nationalism. ↩
  65. Bu argümanın daha geniş bir tartışması için bkz. Calhoun, Nations Matter; ve Benedict Anderson, Imagined Communities. ↩
  66. Mariátegui, “Lo nacional y lo exótico”. ↩
  67. Drinot, “Global Mariátegui”, 16. ↩
  68. Yirminci yüzyılda Peru edebiyat geleneklerine daha geniş bir bakış için bkz. Cornejo Polar, La formación de la tradición literaria en el Perú. ↩
  69. Bkz. Valcárcel, Tempestad en los Andes; ve Sánchez, Balance y liquidación del novecientos. ↩
  70. Mariátegui, “Aniversario y balance”, 3. ↩
  71. Melis, Leyendo Mariátegui. ↩
  72. Bkz. Unruh, Latin American Vanguards. Latin Amerika avangartları üzerine temel bir okuma olan bu çalışmada Unruh, Mariátegui’yi yazarları gündelik hayata bağlayan köprülerin kurulmasında halk dilinin rolünün en önemli savunucusu olarak görür. Mariátegui ayrıca avangartları halk sınıflarına bağlayan şeyin, halk dilinin sürekli bir kültürel yenilik kaynağı olarak kullanılması olduğunu savunmuştu. ↩
  73. İtalyancada saggio popolare. Schwarzmantel, The Routledge Guidebook to Gramsci’s Prison Notebooks, 214. [Çevirmen notu: Notun metindeki ifadeyle bağlantısı özgün makalede de açık değildir, olduğu gibi aktarılmıştır.] ↩
  74. Gramsci, Prison Notebooks, 234–5. ↩
  75. Gramsci, Prison Notebooks, 235–6. ↩
  76. Mariátegui, Seven Essays, 44. ↩
  77. Gramsci, Prison Notebooks, 259. ↩
  78. Bkz. Perulu tarihçi Melis, Leyendo Mariátegui. [Çevirmen notu: Antonio Melis İtalyan bir edebiyat araştırmacısıdır. Özgün metindeki “Perulu tarihçi” nitelemesi korunmuştur.] ↩
  79. Mariátegui, Seven Essays, 189. ↩
  80. Karl Marx’tan (1818–83) önce Marksizm ya da komünizm diye bir şey yoktu, ama Mariátegui İnka tarım ekonomisini betimlemek için “sosyalizm”, “komünizm”, “kolektivizm” ya da “komüniteryenizm” terimlerini birbirinin yerine kullandı. ↩
  81. Peru tarihi ve Mariátegui bağlamında gamonalismo, büyük toprak sahiplerinin (gamonales) özellikle And yaylalarında yerli toplulukları üzerinde kurduğu sömürü ve tahakküm sistemini ifade eder. ↩
  82. Mariátegui, Seven Essays, 96. ↩
  83. Mariátegui, Seven Essays, 75. ↩
  84. Mariátegui, Seven Essays, 73. ↩
  85. Mariátegui, Seven Essays, 112. ↩
  86. Bkz. Chang Rodríguez, “José Carlos Mariátegui y la polémica del Indigenismo”. ↩
  87. Bkz. Vasconcelos, The Cosmic Race. ↩
  88. Bkz. Cruz Mosquera, “José Carlos Mariátegui”. ↩
  89. Mariátegui, Seven Essays, 79–80. ↩
  90. Mariátegui, Seven Essays, 29. ↩
  91. Mariátegui, Seven Essays, 111. ↩
  92. Cox’un “Reflexiones sobre José Carlos Mariátegui” yazısından alıntının tamamı: “Mariátegui afirmó que el proletariado incipiente en el Perú, así como en toda América Latina, realizará las tareas que deben ser realizadas históricamente por la burguesía … Mariátegui hizo, así, del proletariado un mito.” Türkçesi: “Mariátegui, Peru’da ve bütün Latin Amerika’da filizlenmekte olan proletaryanın, tarihsel olarak burjuvazinin yerine getirmesi gereken görevleri yerine getireceğini ileri sürdü … Mariátegui böylece proletaryayı bir mite dönüştürdü.” ↩
  93. Gonzalez, In the Red Corner, 113. ↩
  94. Gramsci, Prison Notebooks, 201–2. ↩
  95. İnka topluluklarındaki içkin komünist duyarlılıklar üzerine Mariátegui Seven Essays, 73’te şöyle yazar: “El indio, a pesar de las leyes de cien años de régimen republicano, no se ha hecho individualista … Depende, más bien, de que un régimen feudal, no encuentras las condiciones necesarias para desarrollarse. El comunismo, en cambio, ha seguido siendo para el indio su única defensa.” Türkçesi: “Yerli, cumhuriyet rejiminin yüz yıllık yasalarına rağmen bireyci olmamıştır … Bu daha çok, [bireyciliğin] feodal bir rejim altında gelişmek için gerekli koşulları bulamamasından kaynaklanır. Komünizm ise yerli için tek savunması olmayı sürdürmüştür.” [Çevirmen notu: Masek’in aktardığı İspanyolca cümle bozuk görünüyor (“no encuentras”). Mariátegui’nin metninde ikinci cümlenin öznesi, bildiğim kadarıyla, bireyciliktir: Bireycilik feodal rejim altında kendini geliştirecek koşulları bulamaz. Türkçe çeviri bu anlamı izliyor. Yayından önce Siete ensayos‘un İspanyolca bir baskısıyla karşılaştırılması önerilir.] ↩
  96. Mariátegui’nin Latin Amerika siyaset biliminden eleştirel bir yeniden değerlendirmesi için bkz. Munck, García-Macías ve Ponce, “Mariátegui, critical thinking, and Andean futures”. ↩
  97. Webber, The Last Day of Oppression. ↩
  98. Bkz. Quijano, “Colonialidad y modernidad/racionalidad”. Quijano bilginin sömürgeci boyutunu vurgular ve dekolonizasyonu esasen siyasi sonuçları olan epistemik bir mesele haline getirir. ↩
  99. Bkz. Mignolo, “Mariátegui and Gramsci in ‘Latin’ America”, 197. ↩
  100. Mariátegui’nin eseriyle Küresel Güney’den, anti-emperyalist bir bakışla ilgilenen çalışmalar arasında Sirohi ve Gupta, “The political economy of race and caste” vardır. Doğu–Güney, yani Çin–Peru ilişkileri için bkz. Haekwon Kim, “José Mariátegui’s East–South Decolonial Experiment”. ↩
  101. Bkz. Smith, Decolonizing Methodologies; Tuck ve Mackenzie, Place in Research. ↩
  102. Bkz. Go, Postcolonial Thought and Social Theory; ve Meghji, Decolonizing Sociology. ↩
  103. Bkz. Aboul-Ela, Other South. ↩
  104. Güney–Güney, yani Hindistan–Peru ilişkileri için bkz. Sirohi ve Gupta, “The political economy of race and caste”. Doğu–Güney, yani Çin–Peru ilişkileri için bkz. Haekwon Kim, “José Mariátegui’s East–South Decolonial Experiment”. ↩

Kaynakça

  • Aboul-Ela, Hosam. Other South: Faulkner, coloniality, and the Mariátegui tradition. Pittsburgh: University of Pittsburgh Press, 2007.
  • Anderson, Benedict. Imagined Communities: Reflections on the origin and spread of nationalism. London: Verso, 1983.
  • Anderson, Perry. Considerations on Western Marxism. London: Verso Books, 1976.
  • Aricó, José. Mariátegui y los Orígenes del Marxismo Latinoamericano. Buenos Aires: Siglo XXI, 1978.
  • Becker, Marc. Mariátegui and Latin American Marxist Theory. Athens, OH: Ohio University Press, 1993.
  • Beigel, Fernanda. La Epopeya de una Generación y una Revista: Las redes editoriales de José Carlos Mariátegui en América Latina. Buenos Aires: Editorial Biblos, 2006.
  • Burgos, Raúl. ‘The ups and downs of an uncomfortable legacy: The complicated dialogue between Gramsci and the Latin American Left’, Latin American Perspectives 42, no. 5 (2015): 169–85.
  • Calhoun, Craig. Nations Matter: Culture, history and the cosmopolitan dream. London: Routledge, 2007.
  • Chang Rodríguez, Eugenio. ‘José Carlos Mariátegui y la polémica del Indigenismo’, América Sin Nombre 13–14 (2009): 103–12.
  • Cornejo Polar, Antonio. La formación de la tradición literaria en el Perú. Lima: Centro de Estudios y Publicaciones (CEP), 1989.
  • Coutinho, Carlos Nelson. Gramsci’s Political Thought. Historical Materialism Book Series, Volume 38. London: Brill, 2012.
  • Cox, Carlos M. ‘Reflexiones sobre José Carlos Mariátegui’. In El marxismo latinoamericano de Mariátegui. Buenos Aires: Ed. Crisis, 1973.
  • Cruz Mosquera, Carlos. ‘José Carlos Mariátegui: Welding Marxism and Indigenism in Latin America today’, Journal of Labor and Society 21, no. 1 (2018): 5–17.
  • Dias Lopes, Túlio César. ‘Partido e revolução em Lenin, Gramsci e Mariátegui’, Tensões Mundiais 13, no. 24 (2018): 167–92.
  • Drinot, Paulo. ‘Creole anti-communism: Labor, the Peruvian Communist Party, and Apra, 1930–1934’, The Hispanic American Historical Review 92, no. 4 (2012): 703–36.
  • Drinot, Paulo. ‘Global Mariátegui’, Journal of Latin American Studies (2024): 1–25.
  • Drinot, Paulo. José Carlos Mariátegui o el ‘Cojito Genial’: Historia y Discapacidad en el Perú. Lima: Planeta, 2023.
  • Drinot, Paulo, ed. La Patria Nueva: Economía, Sociedad y Cultura en el Perú, 1919–1930. Lima: Editorial A Contracorriente, 2018.
  • García-Bryce, Iñigo. ‘A middle-class revolution: The APRA Party and middle-class identity in Peru, 1931–1956’. In The Making of the Middle Class: Toward a transnational history, 221–43. Durham, NC: Duke University Press, 2012.
  • Gellner, Ernest. Nations and Nationalism. Ithaca, NY: Cornell University Press, 1983.
  • Go, Julian. Postcolonial Thought and Social Theory. New York: Oxford University Press, 2016.
  • Gonzalez, Mike. In the Red Corner: The Marxism of José Carlos Mariátegui. Chicago: Haymarket Books, 2019.
  • Gramsci, Antonio. Selections from Political Writings 1921–26, der. Quintin Hoare. London: Lawrence and Wishart, 1978.
  • Gramsci, Antonio. Selections from the Prison Notebooks. New York: International Publishers, [1971] 1989.
  • Haekwon Kim, David. ‘José Mariátegui’s East–South decolonial experiment’, Comparative and Continental Philosophy 7, no. 2 (2015): 123–40.
  • LaCapra, Dominick. Rethinking Intellectual History: Texts, contexts, language. Ithaca, NY: Cornell University Press, 1983.
  • Lenin, Vladimir I. ‘Our programme’. Marxists.org. Erişim 24 Ağustos 2024. https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1899/articles/arg2op.htm.
  • Llorente, Renzo. ‘Marxism’. In A Companion to Latin American Philosophy, der. Susana Nuccetelli, Ofelia Schutte and Otávio Bueno, 170–84. New York: Wiley, 2013.
  • Löwy, Michael, ed. El Marxismo en América Latina: Antología desde 1909 hasta Nuestros Días. Santiago: Lom Editorial, 1980.
  • Löwy, Michael. Le Marxisme en Amérique Latine de 1909 à Nos Jours: Anthologie. Paris: F. Maspero, 1980.
  • Löwy, Michael. ‘L’indigénisme Marxiste de José Carlos Mariátegui’. Actuel Marx 56 (2014): 13–22.
  • Mahoney, James and Dietrich Rueschemeyer, eds. Comparative Historical Analysis in the Social Sciences. Cambridge: Cambridge University Press, 2003.
  • Mariátegui, José Carlos. ‘Aniversario y balance’, Amauta 3, no. 17 (September 1928).
  • Mariátegui, José Carlos. Cartas de Italia, 3rd ed. Lima: Biblioteca Amauta, 1975.
  • Mariátegui, José Carlos. ‘Lo nacional y lo exótico’, Mundial, 28 November 1924.
  • Mariátegui, José Carlos. Poemas a Mariátegui. Ediciones populares de las obras completas de José Carlos Mariátegui, Vol. 9. Contributor: Pablo Neruda. Empresa Editora Amauta, 1959.
  • Mariátegui, José Carlos. ‘Presentación de Amauta’, Amauta 1, no. 1 (1926).
  • Mariátegui, José Carlos. Seven Interpretative Essays on Peruvian Reality. Austin: University of Texas Press, [1928] 1971.
  • Meghji, Ali. Decolonizing Sociology: An introduction. London: Polity Press, 2021.
  • Melis, Antonio. Leyendo Mariátegui, 1967–1998. Lima: Empresa Editora Amauta, 1999.
  • Mignolo, Walter D. ‘Mariátegui and Gramsci in “Latin” America’. In The Politics of Decolonial Investigations, 1st edn, 381–419. Durham, NC: Duke University Press, 2021.
  • Mignolo, Walter D. ‘Mariátegui and Gramsci in “Latin” America: Between revolution and decoloniality’. In The Postcolonial Gramsci, der. Neelam Srivastava and Baidik Bhattacharya, 197–219. New York: Routledge, 2012.
  • Miroshevski, Vladimir M. ‘El “Populismo” en el Perú’. In Mariátegui y los orígenes del Marxismo Latinoamericano, der. José Aricó, 55–70. Barcelona: Pasado y Presente, 1978.
  • Munck, Rolando, Pascual García-Macías and Karina Ponce. ‘Mariátegui, critical thinking, and Andean futures’, Latin American Perspectives 49, no. 4 (2022): 3–12.
  • Nodari, Gianandrea. ‘Mariátegui antes de Mariátegui: El viaje a Italia y el fin de la “Edad de la Piedra,” 1919–1923’, Izquierdas 39 (2018): 147–81.
  • Núñez, Estuardo. La Experiencia Europea de José Carlos Mariátegui. Lima: Biblioteca Amauta, 1994.
  • Núñez, Javier. ‘Signed with an X: Methodology and data sources for analyzing the evolution of literacy in Latin America and the Caribbean, 1900–1950’, Latin American Research Review 40, no. 2 (2005): 117–35.
  • Nuccetelli, Susana, Ofelia Schutte and Otávio Bueno (eds). ‘Biographical sketches: José Carlos Mariátegui’. In A Companion to Latin American Philosophy, 499–524. New York: Wiley, 2013.
  • Paris, Robert. La Formación Ideológica de José Carlos Mariátegui. Mexico City: Siglo XXI, 1981.
  • Paris, Robert, Manfred Kossok, Antonio Melis, S. Semionov, A. Shalgovski and Jorge Abelardo Ramos. El Marxismo Latinoamericano de Mariátegui. Colección Política. Buenos Aires: Crisis, 1973.
  • Quijano, Aníbal. ‘Colonialidad y modernidad/racionalidad’. In Globalization and the Decolonial Option, der. Walter D. Mignolo and Arturo Escobar, 22–32. London: Routledge, 2009.
  • Quijano, Aníbal. ‘Raza, “Etnia” y “Nación” en Mariátegui: Cuestiones Abiertas’. In Cuestiones y Horizontes: De la dependencia histórico-estructural a la colonialidad/descolonialidad del poder, 421–38. Buenos Aires: CLACSO, 2014. Erişim 24 Ağustos 2024. https://biblioteca.clacso.edu.ar/clacso/se/20140507040653/eje3-7.pdf.
  • Schwarzmantel, John. The Routledge Guidebook to Gramsci’s Prison Notebooks. London: Routledge, 2014.
  • Sirohi, Rahul A. and Sonya Surabhi Gupta. ‘The political economy of race and caste: Revisiting the writings of Mariátegui and Ambedkar’, Journal of Labor and Society 23, no. 3 (2020): 399–413.
  • Skinner, Quentin. Visions of Politics, Volume 1: Regarding Method. Cambridge: Cambridge University Press, 2002.
  • Smith, Linda Tuhiwai. Decolonizing Methodologies: Research and Indigenous peoples. London: Zed Books, 2012.
  • Srivastava, Neelam and Baidik Bhattacharya, eds. The Postcolonial Gramsci. New York: Routledge, 2012.
  • Tuck, Eve and Marcia Mackenzie. Place in Research: Theory, methodology, and methods. London: Routledge, 2015.
  • Unruh, Vicky. Latin American Vanguards: The art of contentious encounters. Berkeley/London: University of California Press, 1994.
  • Valcárcel, Luis. Tempestad en los Andes. Lima: Editorial Universo, 1973.
  • Vanden, Harry E. José Carlos Mariátegui: Influencias en su formación ideológica. Lima: Biblioteca Amauta, 1975.
  • Vanden, Harry E. National Marxism in Latin America: José Carlos Mariátegui’s thought and politics. Boulder, CO: L. Rienner, 1986.
  • Vasconcelos, José. The Cosmic Race: A bilingual edition. Translated and annotated by Didier T. Jaén. Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1997.
  • Webber, Jeffrey R. The Last Day of Oppression, and the First Day of the Same: The politics and economics of the New Latin American Left. London: Pluto Press, 2017.

Kaynak: Vaclav Masek, “Parallel Marxisms: Mariátegui, Gramsci and the vernacularisation of socialist thought”, Radical Americas 10, sayı 1 (2025): 7.

Önerilenler