Başka bir dünyadan insanlar – V. İ. Lenin

Rusya Kurucu Meclisi’nin son oturumu Tavrida Sarayı’nda 5 Ocak 1918’de yapıldı. Lenin, bu oturumu salonu yukarıdan gören balkondan izledi. Menşeviklerin ve Sosyalist-Devrimcilerin fraksiyon liderlerinin de yer aldığı bu toplantının ardından Kurucu Meclis fiilen dağıldı ve bir daha toplanmadı.

Yazılış: 6 Ocak 1918
İlk yayımlanış: Pravda, No. 17, 21 Ocak 1918
Kaynak: Lenin’in Toplu Eserleri, Progress Publishers, Moskova, Cilt 26, 1972, s. 431-433

“Dostlar, bir günümü yitirdim,” der eski bir Latin deyişi. Beş Ocak gününün nasıl yitirildiğini hatırlayan insanın, bu sözü anımsamaması mümkün değildir.

İşçiler ve köylüler arasında, gerçek görevlere yönelmiş gerçek, canlı Sovyet çalışması yürütürken, ormanı temizlerken, toprak ağalarının ve kapitalist sömürüsünün artıklarını kökünden sökerken, birdenbire “başka bir dünyaya” taşınmış gibi olduk. Burjuvazinin kampından, başka bir dünyanın ziyaretçileriyle, onun isteyerek ya da istemeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz şampiyonlarıyla, onun asalaklarıyla, uşaklarıyla ve avukatlarıyla karşı karşıya bırakıldık. Emekçi halkın ve onun Sovyet örgütünün sömürücülere karşı mücadeleyi yürüttüğü dünyadan, tatlı sözlerin, cilalı, boş nutukların ve eskisi gibi kapitalistlerle uzlaşma üzerine kurulu vaatlerin ve daha fazla vaadin dünyasına taşındık.

Sanki tarih, kazara ya da bir yanılgı sonucu, saatini geri almıştı ve Ocak 1918, tek bir günlüğüne Mayıs ya da Haziran 1917’ye dönüşmüştü!

Korkunçtu! Yaşayan insanların dünyasından koparılıp cesetlerin arasına atılmak, ölülerin kokusunu solumak, içi boş “sosyal” Louis Blanc kalıplarıyla konuşan o mumyaları dinlemek, Çernov’u ve Tsereteli’yi işitmek, dayanılır gibi değildi.

Yoldaş Skvortsov, Sağ Sosyalist-Devrimcilere karşı iki-üç kısa cümleyi, sade, sakin ve aynı zamanda acımasızca keskin bir biçimde vurguladığında haklıydı: “Bizim aramızda her şey bitmiştir. Ekim Devrimi’ni burjuvaziye karşı sonuna kadar götürüyoruz. Biz ve siz barikatın iki ayrı tarafındayız.”

Buna karşılık Çernov’dan ve Tsereteli’den, tek bir soruyu, yalnızca (yalnızca!) bir soruyu özenle es geçen, aşırı yumuşatılmış ve içi boş sözlerden oluşan bir sağanak koptu: Sovyet iktidarı ve Ekim Devrimi sorusunu. “İç savaş olmasın, sabotaj olmasın,” dedi Çernov, Sağ Sosyalist-Devrimciler adına devrimi “çağırarak”. Ve Haziran 1917’den Ocak 1918’e, altı ay boyunca tabutlarında birer ceset gibi uyumuş olanlar ayağa kalkıp öfkeyle, ısrarla alkışladılar. Devrimin sorunlarını bir büyüyle çözmek gerçekten ne kadar kolay ve ne kadar hoş: “İç savaş olmasın, sabotaj olmasın, herkes Kurucu Meclis’i tanısın.” Bunun özü, “İşçilerle kapitalistler barışsın” duasından hangi bakımdan farklıdır? Hiçbir bakımdan. Kaledinler ve Ryabushinskyler, tüm ülkelerdeki emperyalist dostlarıyla birlikte, ne ağzında laf geveleyen Çernov’un yakarışları ne de Tsereteli’nin yanlış anlaşılmış, kötü okunmuş ve yanlış yorumlanmış bir kitaptan alınmışa benzeyen o sıkıcı öğütleri yüzünden ortadan kaybolacak ya da politikalarını değiştireceklerdir.

Ya Kaledin’leri ve Ryabushinsky’leri yenersiniz ya da devrimden vazgeçersiniz. Ya iç savaşta sömürücülere karşı zafer ya da devrimin çöküşü. Bütün devrimlerde sorun böyle konulmuştur: on yedinci yüzyıldaki İngiliz Devrimi’nde, on sekizinci yüzyıldaki Fransız Devrimi’nde, on dokuzuncu yüzyıldaki Alman Devrimi’nde. Nasıl olur da yirminci yüzyıldaki Rus Devrimi’nin bu sorunla yüzleşmeyeceği düşünülebilir? Kurtlar nasıl kuzu olur?

Tsereteli ile Çernov, sınıf mücadelesinin iç savaşa dönüşmesini rastlantıyla, birdenbire, birilerinin keyfiyle ya da kötü niyetiyle değil devrimci gelişmenin uzun süreci içinde kaçınılmaz biçimde kabul etmeye dair zerre kadar bir fikir de göstermiyorlar, en küçük bir istek de.

Taurida Sarayı’nın zarif salonlarında zor, sıkıcı ve bunaltıcı bir gündü; ki buranın çehresi Smolny’den, tıpkı şık ama can çekişen burjuva parlamentarizminin, pek çok açıdan hâlâ düzensiz ve kusurlu olsa da yaşayan ve hayat dolu o sade, proleter Sovyet aygıtından ayrılmasıyla hemen hemen aynı şekilde ayrılıyordu. Orada, burjuva parlamentarizminin o eski dünyasında, hasım sınıfların ve burjuvazinin hasım gruplarının liderleri kılıç tokuşturuyordu. Burada, proleter ve köylünün yeni dünyasında, sosyalist devlette ise ezilen sınıflar hantal, verimsiz… [el yazması bu noktada kesiliyor—Editör]”

Önerilenler