Bir yıllık şehir ve dağ gerilla savaşının tahlili – Hamid Ashraf

Siyahkel ayaklanması nasıl başladı?

İngilizceye çeviren: A. Keshavarzi


Türkçeye çevirenin notu: Bu çeviri, A. Keshavarzi’nin İngilizce çevirisinden yapılmıştır. Kişi adları, kaynaklarda aranabilirliği korumak amacıyla İngilizce metne yakın biçimde bırakılmış; yer adlarında ise yerleşik Türkçe biçimler (Tahran, Reşt, Mazenderan, Siyahkel vb.) kullanılmıştır. Numaralı dipnotlar İngilizce çevirmene aittir; Türkçe çeviriye ait müdahaleler metin içinde [ç.n.-TR] işaretiyle ayrıca belirtilmiştir.


İngilizce Çevirmenin Notu: Bu, 1970’lerde İran’daki silahlı mücadelenin kilit figürü ve 1976’da katledilişine dek İran Halkının Fedai Gerillaları Örgütü’nün önderi olan Hamid Ashraf’ın kaleme aldığı bir broşürün çevirisidir. Bu broşür, İran devrimci Marksist hareketinin tarihinde bir dönüm noktası sayılan Siyahkel ayaklanmasının bir görgü tanığınca yazılmış en kesin anlatımıdır. Bu ayaklanma Pehlevi rejimince şiddetle ezilmiş olsa da İran devrimci yazınında “Siyahkel destanı” olarak anıldı. Rejim ülkeyi “huzur adası”na çevirmekle övünürken patlak veren ayaklanma, koca bir kuşağa esin verdi ve çok sayıda üniversite öğrencisini ve eylemciyi saflarına katan, görece uzun soluklu bir şehir gerilla hareketinin ateşini tutuşturdu. İran edebiyatı, şiiri, sineması vb. üzerinde de geniş ve derin bir etki bıraktı. Olay, yankılarının ötesinde, bir grup eylemcinin klişelerin ötesine geçme cesaretini göstererek, dünya devrimci hareketinin deneyimini ülkenin somut koşullarıyla birleştirip yeni örgütlenme ve mücadele biçimleri araması bakımından da önemliydi.

Bu, ayaklanmanın benzersiz bir anlatımı olmakla birlikte, yazar adlandırmaları zaman zaman gevşek kullanmıştır. Örneğin “orman müfrezesi” ile “dağ müfrezesi” ifadelerini, aynı şeyi kastederek sık sık birbirinin yerine kullanır. Gerçekte, Siyahkel jandarma karakoluna saldırıyı planlayan grubun iki kolu vardı: şehir kolu ve dağ kolu.

Ana metne çevirmence bazı dipnotlar da eklenmiştir.


Giriş

İran’da gerilla savaşının başlamasının üzerinden bir yıl geçmesine karşın, bu hareketin kimi yönleri, gerek bu mücadelenin içinde yer almış birçok kişi gerekse başkaları için hâlâ bilinmezliğini korumaktadır. Bu broşürde, bir yıllık mücadelenin çeşitli yönlerine ışık tutmaya ve hareketin deneyimlerinin bir tahlilini sunmaya çalışacağım.

Polis güçlerinin baskısının siyasi grupların her türlü yapıcı girişimini engellediği, muhaliflerin her faaliyetinin aşırı şiddetle bastırıldığı, muazzam bir korkunun ve aşağılanmanın büyük bir set oluşturduğu koşullar altında Orman Grubu faaliyete geçti. Gerçekte şu sonuca varmıştık: Ağır polis devleti koşulları nedeniyle, mücadelenin başlangıcında halkı örgütlemeyi amaçlayan geniş tabanlı bir örgüt kurmak mümkün olmayacaktı. Kısaca ve yalın bir ifadeyle, grubun temel amacı İran siyasi ortamındaki baskı havasını kırmak ve ülkemiz halkına, mümkün olan tek mücadele yolunun silahlı mücadele olduğunu göstermekti.

Orman Grubu, 1966’da kurulmuş bir grubun1 üç eski kadrosu tarafından kuruldu. Bu üç kişi, İran’da silahlı mücadeleyi başlatmayı hedefleyen bir grubun kalıntılarıydı. 1967 kışında grup ağır bir darbe aldı ve başlıca önderleri tutuklandı. Kimi kadrolar siyasi faaliyeti bıraktı; iki kadro ise yurt dışına çıkıp Filistin’in anti-emperyalist, anti-Siyonist hareketine katılabildi. Bu ikisi, askeri deneyim kazandıktan sonra İran’a dönmeyi planlıyordu.

Kimlikleri polisçe açığa çıkarılmamış üç üye, dağılan grubun deneyimi temelinde yeni bir grup kurmak üzere İran’da kaldı. İlk adımları attıktan sonra bu üç kişi, silahlı mücadelenin başlatılmasını savunan 32 sempatizan kazanmayı başardı. Bu insanlar gizli bir grup içinde örgütlendi ve lojistik hazırlıklara girişti. Bu dönemde bütün kadrolar, yeraltına geçmeksizin sıradan insanlar gibi yaşıyor ve bu yüzden her an tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyorlardı. Sonradan Orman Grubu adıyla tanınacak olan bu grup, 1968 sonbaharında yeniden örgütlendi. Grubun sekiz kadrosu vardı; bu sayı, 1968 sonbaharından 1969 kışına uzanan dönemde 22’ye yükseldi.

Grubun 1969 yazına kadarki lojistik faaliyetleri şunları kapsıyordu: 14 kısa ve uzun namlulu silahın sağlanması, İran’ın kuzeyinin haritalarının hazırlanması, dağlık bölgelerde düzenli keşif gezileri ve bir bilgi arşivinin oluşturulması. Bu sırada, yurt dışına kaçmış kadrolardan biri gizlice İran’a döndü. Arap ülkelerinin hapishanelerinde bir süre geçirmiş olan bu yoldaş, Ali Ekber Safai Ferahani, El Fetih’e katılabilmiş ve orada, artık Ebu Abbas takma adını taşıyarak, üstün nitelikleri sayesinde kuzey cepheleri komutanlığına yükselmişti. Grubun kalıntılarının akıbetinden habersiz olarak İran’a tek başına döndü. Planı, eski yoldaşlarını bulup bir araya getirmek ve bir köylü ayaklanması örgütlemekti. İran’da ise, gerekli bütün donanımı edinmiş, iyi hazırlanmış bir grubun var olduğunu ve bu grubun kendi planlarının hayata geçirilmesine hizmet edebileceğini gördü.

Grubun iyi hazırlığı karşısında umutları tazelenen Safai, Filistin hareketinden yardım istemek ve bir miktar mühimmat toplamak üzere Filistin kamplarına geri döndü. 1970 baharında mühimmat hazırdı ve Safai yoldaş, kendisiyle birlikte ülkeden kaçmış olan öteki kadroyla birlikte İran’a geri geldi. Getirdikleri tedarik, grubu tatmin edici ölçüde donattı. Bu andan itibaren grup, lojistik planların uygulanmasına ve yeni keşif gezilerine yoğunlaştı. Mali kaynak sağlamak için grup, İran Melli Bankası’nın bir şubesine (Tahran, Vüzera Caddesi) baskın düzenledi ve tamamı grubun planları için harcanan 1.600.000 Riyal tutarında bir meblağı kamulaştırdı.

Kuzeydeki2 yoldaşlarımızın yardımıyla bir yiyecek depolama ve haberleşme sistemi örgütledik. Eylül 1970’te başlangıç için her şey hazırdı: haritalar, tabancalar, makineli tüfekler, mühimmat, patlayıcılar, bireysel ve kolektif teçhizat, haberleşme sistemi vb.

1. Makar Vadisi’nden Siyahkel’e

Altı kişilik bir dağ öncü müfrezesi, 6 Eylül 1970’te, Çalus yakınlarındaki Makar Vadisi’nden batıya doğru yürüyüşüne başladı. Müfrezenin, yerel yoldaşların oturduğu etek bölgelerinden geçerken şehirlerdeki hücrelerle haberleşebilmesi için randevular ayarlanmıştı.

Grup, bölgeyi coğrafi ve askeri açıdan incelemek amacıyla, Gilan ve Mazenderan eyaletlerinin yüksek ormanlarındaki hareketlerini batıdan doğuya doğru düzenledi. Grubun planı, müfrezeye iyi örgütlenmiş bir hareket yeteneği kazandıracak olan ön keşif tamamlanır tamamlanmaz askeri eylemlere girişmekti. Eylem, bir askeri karakola saldırıp personelini silahsızlandırmak olacaktı. Müfreze, düşmanın beklenen tepkisinden kaçınmak için bölgeyi derhal terk etmeliydi; çünkü ilk gerilla eyleminden sonra, gerillalar hakkında açık bir kavrayışa sahip olmayan köylülerin olumlu karşılık vermeyeceği iyi biliniyordu. Yalnızca şunu biliyorduk: Askeri eylemlerin sürdürülmesi, kır bölgelerinde oturanları giderek etkileyebilir ve onları hareketi manevi ve maddi olarak desteklemeye özendirebilirdi.

Bu iki kavrayışa -rejimin askeri tepki göstereceği ve köylülerden hızlı bir destek gelmeyeceği- dayanarak, müfrezenin eylemden hemen sonra bölgeyi terk etmesine ve bir sonraki darbeyi, düşmanın yeni bir eylem beklemediği başka bir bölgede indirmesine karar vermiştik. Bu evredeki eylemlerin hedefi, silahlı mücadelenin başladığını ilan etmek ve ülkenin siyasal atmosferini değiştirmekti. Kısacası ilk stratejik hedef, siyasal atmosferi değiştirmek, silahlı mücadele fikrini siyasi örgütlerin önüne koymak ve bu konuda uzayıp giden tartışmalara son noktayı koymaktı.

Bu evre, kayda değer bir hareket yeteneğine sahip, küçük ama çarpıcı saldırılar gerçekleştiren ve düşman kuvvetleriyle ağır çatışmalara girmekten kaçınan seçkin gerillalarca yürütülmeliydi.

Bu plan için hazırlıklar yapılmıştı ve gerillalar, kendi feda ruhlarına ve devrimci inançlarına dayanarak bu koşullara uyum sağlamaya kendilerini hazırlamışlardı. Ormanlardaki ve dağlardaki çevreye ve güzergâhlara alışma ve uyum sağlama, yiyecek stoklarının ve bireysel-kolektif gereksinimlerin karşılanması, adım adım halledilecek işlerdi.

Bunların tümü, dağdaki mücadelenin pekâlâ üstesinden gelinebilecek olan birinci evresine ait teknik sorunlardı. Ne var ki Orman Grubu başka sorunlarla da yüzleşmek zorundaydı. Eylem merkezine yakın kuzey şehirlerindeki “silahlı propaganda”nın, dağdaki eylemle eşzamanlı yürütülmesi gerektiği düşünülüyordu. Hatta şehir bölgelerindeki eylemlerin önceliğinden bile söz ediyorduk. Ancak Orman Grubu’nun kaynakları ve enerjisi sınırlıydı ve bu yüzden her iki sorunu birden çözemezdi; hele şehir kadroları henüz askeri eğitim almamışken ve profesyonel kadrolarımız bir ya da ikiyi geçmezken. Bir başka husus da grubun, daha fazla enerji gerektiren planlar ortaya koymuş olmasıydı. Bu koşullarda öteki devrimci gruplarla temas kurmak gerçekten zorunluydu. Bu nedenle Ahmedzade3 yoldaşın grubuyla düzenli görüşmelere başladık. Güvenlik kaygıları ve karşı-istihbarat gerekleri yüzünden iki grup arasındaki ilişki çok ihtiyatlı gelişti ve İran devriminin teorik sorunları üzerinde yoğunlaştı.

Ahmedzade grubu, Brezilya devrimci hareketinin deneyimlerine dayanarak, gerilla savaşının şehir bölgelerinde örgütlenmesini öneriyordu. Grup, hareketin önce şehirlerde serpilmesi ve ardından, şehirlerde genişleyen hareket temelinde mücadelenin kırda başlaması görüşünü savunuyordu. Başka bir deyişle, mücadelenin ağırlık merkezinin ikinci evrede şehirden kıra kaydırılması gerektiğine inanıyorlardı. Buna karşılık Orman Grubu, savaşın şehirde ve kırda eşzamanlı başlatılmasını öneriyordu. Bizim savımız, silahlı mücadelenin başlangıcındaki propaganda niteliğine dayanıyordu. Görevin hem şehirde hem kırda yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorduk. Gerçi şehir savaşına öncelik veriyorduk; ama bu öncelik taktik bir öncelikti, çünkü şehirlerdeki eylemlerin kamuoyunu dağdaki eylemlere dikkat kesilmeye hazırlayacağını ve onlara daha büyük bir etki kazandıracağını düşünüyorduk. Oysa Ahmedzade grubundaki yoldaşlara göre bu zaman önceliği stratejik bir nitelik taşıyordu. Her halükârda, iki grup arasındaki bağlantılar 1970 sonbaharı boyunca teorik sorunlar üzerinde yoğunlaştı. Dağ gerilla müfrezesi batıya doğru ilerliyordu ve iki grup henüz anlaşmaya varamamıştı.

Ahmedzade grubuna göre dağ mücadelesini örgütlemek pratikte olanaksızdı; mücadelenin dağlarda ancak şehir savaşında biriktirilen enerjiye dayanılarak sürdürülebileceğini savunuyorlardı. Gerçekte ise gruplarının olanakları, şehir bölgelerinde örgütlü girişimlere izin verecek düzeyde değildi. Aslında şehir gerilla savaşında pek deneyimleri yoktu; öte yandan -daha da önemlisi- bizim olanaklarımızdan ve attığımız pratik adımlardan haberdar değillerdi. Aldığımız önlemleri, onlarla teorik anlaşmaya vardıktan sonra açıklamaya karar vermiştik. Ne var ki karşı-istihbarat tedbirleri, tartışmaların uzamasına ve kesin bir nihai anlaşmaya varılamamasına yol açtı.

Dağ müfrezesinin komutanı Safai yoldaş, planlanan eylemleri başlatmaya hazırdı. Özellikle Ahmedzade grubundan adam kazanma olanağına bel bağlıyordu. Ayrıca Ahmedzade grubu, Mazenderan eyaletinin bazı şehirlerinde, dağ müfrezesinin karşı karşıya olduğu belli başlı sorunları çözebilecek olanaklara sahipti. Bu yüzden Safai yoldaş, Ahmedzade grubuyla anlaşmaya varmamız için bizi sürekli sıkıştırıyordu; bu anlaşma da 1971 Ocak başında gerçekleşti. Ancak Ahmedzade grubu, dağdaki eylemlerin olabilirliğini hâlâ şehirlerde eylemlerin başlatılmasına bağlıyor ve dağ müfrezesinin, şehir kadrolarının örgütlenip hazırlanmasını beklemesi gerektiğine inanıyordu. Biz ise eşzamanlılıktan yanaydık; çünkü dağ müfrezesi eyleme girişecek durumdaydı ve eylemleri planlandığı gibi başlatamazsak sorunların baş göstereceği kesindi. Bu olası sorunlar şunlardı:

  1. Keşif döneminin uzamasından doğabilecek tehlike ve jandarma kuvvetleriyle istenmeyen erken çatışmalar;
  2. Sınırsız beklemenin dağ kadrolarında yaratacağı moral bozukluğu.

Bu nedenlerle dağ müfrezesinin komutanı savaşa girişmeyi akıllıca buldu; hele iki grup arasındaki teorik tartışmaların başarıyla sonuçlanacağına ve hızla olası bir anlaşmaya varılacağına duyduğu güvensizlik giderek büyürken. Nihayet dağ müfrezesinin şehir kadroları, adamları örgütleyip müfrezeye katılmaya hazırlamak için iki aylık bir mühlet istedi. Ne var ki plan; Ahmedzade grubu kadrolarının profesyonel olmayışı, çeşitli şehir ve kasabalara dağılmış oturmaları ve hepsinin anlaşmaya ikna olmamış olması gibi, tartışmaların sürüp gitmesine yol açan nedenlerle beklendiği gibi ilerlemedi. İki aylık mühlet doldu ve biz, yakında bir değişiklik olmasını beklememize karşın henüz pratik adımlar atmamıştık. Bu arada dağ müfrezesi, planın dışına taşarak, Mazenderan eyaletinin doğu bölgelerinde ek bir keşif gezisi daha yürüttü. Bu fazladan keşif şubatta bitti. Müfreze artık faaliyetlerini aynı tarzda sürdüremezdi. Ya şehre geri çekilecek ya da eylemlere başlayacaktı. (Bu tarihe kadar, hâlâ kendi sınırlı olanaklarına dayanan müfrezenin üye sayısı dokuza çıkmıştı; ancak adamlardan biri ormanda kayboldu ve günlerce süren arama bir sonuç vermedi.)

Dağ müfrezesi, biri iki ay, öteki bir buçuk ay süren ve Çalus vadisinden Mazenderan’ın doğusundaki Halhal’a4, Çalus vadisinden de Mazenderan’ın doğusundaki Ramiyan’a5 uzanan iki keşif gezisini tamamlamıştı ve harekete geçmeye hazırdı. Moralleri yüksekti; güçlenmiş, dinçleşmiş, artık dört başı mamur, deneyimli gerillalar haline gelmişlerdi.

Her halükârda dağ müfrezesinin komutanı, şehir kadrolarının duraksamasına karşın eylemleri şubatta başlatacağını bildirdi. Şehir kesimimiz, şehirlerdeki eylemlerin planlarını henüz tam olarak hazırlamamıştı; ama propaganda amaçlı saldırılar gerçekleştirmeye hazırdık. Ocak ayında, orman gerilla müfrezesinin kadrolarından biri -orduda yedek subaydı ve bu yüzden siyasi sorumluluklarını başka bir yoldaşa devretmişti- gerilla müfrezesiyle ilgisi olmayan nedenlerle tutuklandı. Bu, küçük grubumuz hakkında geniş bilgiye sahip olan Gaffur Hasanpur yoldaştı. Yirmi gün boyunca işkence gördü; bu işkence onun katledilmesiyle sonuçlandı. İşkence altında sonunda bazı itiraflarda bulundu. Bu itiraflar, orman grubunun öteki üyelerinin bulunması için ipuçları sağladı. Grubun faaliyetlerine ilişkin bilgilerin açığa çıkmasını beklemeyen öteki üyeler gafil avlandı ve tutuklandı. (Yoldaş, grubumuzla ilgisiz konulardan tutuklandığı için grup hakkında bilgi vermeyeceğini sanıyorduk; oysa bu ciddi bir yanlış hesaptı ve kimliği düşmanca öğrenilmiş üyelerin bir an önce yeraltına geçmesi gerekirdi.)

Uzun süre beklemek ve o dönemde güçlü bir yeraltı şehir örgütünün bulunmayışı, 2 Şubat’ta feci sonuçlar doğurdu. O gün, rejimin güvenlik güçlerinin bize karşı planlı saldırısı başladı. 24 saat içinde Gilan’da üç, Tahran’da beş yoldaş tutuklandı ve böylece grubun bütün şehir üyelerinden yalnızca beşi kurtulabildi. Gerçekte şehir ağımız dağıtılmıştı. Bu sırada Ahmedzade grubundan değerli bir üye, Ferhudi yoldaş, kır6 müfrezesine katıldı ve müfrezenin sayısı dokuza çıktı. Mazenderan’ın doğusundan Siyahkel bölgesine arabalarla geçtiler; Siyahkel’in güneyindeki tepelerde, Deylaman dağlarında mevzilenerek eylemlere başlamaya hazırlandılar. 5 Şubat’ta kır müfrezesindeki yoldaşlarla temas kurduk ve yediğimiz darbeleri bildirdik. Ne biz ne de kır müfrezesinden herhangi biri, Siyahkel tepelerinde köy öğretmeni olan ve gizli yiyecek depolarının yerini bilen bir başka üyenin, Neyyiri7 yoldaşın da tutuklanmış olduğunu biliyorduk. Elbette bu yoldaş da kır müfrezesinin Siyahkel yakınında mevzilendiğinden habersizdi. Tutuklamadan hâlâ habersiz olan bizler, onun yakında tutuklanacağı sonucuna vardık. Bu yüzden kır müfrezesi, polisten saklanması gerektiğini kendisine bildirmeye karar verdi.

Jandarma karakoluna baskın için planlanan tarih olan 8 Şubat’ta, Hadi Bendehoda yoldaş, Şaguzlat köyündeki genç öğretmen Neyyiri yoldaşla buluşmak, ona yaklaşan tutuklanma tehdidini haber vermek ve kaçmasına yardım etmek için dağdan indi. Ne var ki, şehir örgütüne indirilen darbenin kır örgütüne de uzandığından ve jandarmanın Neyyiri’nin evini gözetim altında tuttuğundan habersizdi. Sonuçta Hadi Bendehoda yoldaş, silahlı bir çatışmanın ardından düşmanın eline düştü. Tepelerdeki yoldaşlar silah seslerini duydular ve tutsak düşen yoldaşı kurtarmak için saldırıyı plana uygun olarak başlatmaya karar verdiler.

8 Şubat şafağında kamptan ayrıldılar ve Siyahkel-Lunak yolunda bir minibüsün denetimini ele geçirdikten sonra Siyahkel jandarma karakoluna saldırıya geçtiler. Ana hedef, jandarma karakolu ile orman idaresi karakoluydu. Dokuz tüfek ve makineli tüfek dahil, jandarma karakolunun bütün silah mevcuduna el konuldu. Eylemde karakol komutan yardımcısı ile bir kişi daha öldürüldü. Yoldaşlar, hiçbir kayıp vermeden güneydeki yüksekliklere çekildiler. (Ayrıca tutsak yoldaş karakolda bulunamadı; çünkü karakol komutanı onu daha önce Reşt’e8 göndermişti.)

8 Şubat’tan 27 Şubat 1971’e kadar dağ müfrezesi, düşmanın yoğunlaşmış saldırılarının hedefi oldu. Kahramanca savaştılar ve düşman ordusunun 60’tan fazla subay ve erini yok ettiler.

2

Şu soru herkesin zihnini kurcalamıştır: “Dağ müfrezesi neden bu kadar çabuk bozguna uğradı?”

Bu başarısızlığı açıklamak için çeşitli tahliller yapılmıştır; ama bu girişimin çeşitli yönleri, başarısızlığı tartışan birçok kişi için açık değildir. Burada başarısızlığın başlıca ve ikincil nedenlerini tartışmaya çalışacağız; ancak önceden birkaç noktaya işaret etmek gerekir.

Grubumuz eylemlere, eylemin her anında yok edilebileceğimiz varsayımıyla başladı. Faaliyetlerimizi gizlemek için olağanüstü çaba göstermiştik. Peki bu çabada gerçekten başarılı olduk mu? Yoldaşlarımız dağda ve ormanda aylarca iz bırakmadan keşif yürüttüler; şehir ve haberleşme kadrolarımız onların lojistik gereksinimlerini karşıladı. Eylem öncesi faaliyetlerin çok uzun süreceğini biliyorduk. Bunu iyi biliyor ve yaşayarak görüyorduk (işte hazırlık süresi ile hazırlık niteliği arasındaki çelişki burada ortaya çıkar). Bir grup, onlarsız eyleme geçemeyeceği hazırlıkları yapmak zorundadır ve doğal olarak daha iyi hazırlık, başarı şansını artırır. Öte yandan hazırlık, sınırlı bir zaman dilimi içinde tamamlanmalıdır; çünkü faaliyetin başlangıcındaki deneyimsiz gruplar için zamanın kendisi olumsuz bir etkendir: Polise, henüz yeterince deneyim kazanmamış grubun ya da ekibin izini sürüp darbe indirme fırsatı verir. Bu çelişkiyi kavramıştık; ama başlangıcın doğru zamanını kestiremedik. Bu yüzden eylemlere daha büyük olanaklarla başlama isteği, bizi planladığımız tarihte harekete geçmekten alıkoydu; böylece zaman bizim aleyhimize, düşmanın lehine işledi. Tek bir eylem yapamadan şehirde darbe yedik. Şunu belirtmek gerekir ki zaman, bir grup ya da ekip için yalnızca eylemlere başlamadan önce olumsuz bir etkendir; çünkü grup henüz düşmanla yüz yüze gelmenin pratik deneyiminden yoksundur. Ama eylem başlar başlamaz, grup eylem içinde deneyim kazanıp bir gerilla örgütüne dönüşmeye koyulunca, zaman artık olumsuz bir rol oynamaz. O andan itibaren gelecek devrimcilerindir ve zaman olumlu bir etken olarak işlev görür.

Bence, dağ müfrezesinin yok edilmesine yol açmak üzere bir araya gelen nedenler esas olarak taktik hatalardı. Ama dağ müfrezesi; siyasal, askeri ve komuta bakımından, aşağıda anlatılan büyük bir stratejik yanlış da işledi. Dağ müfrezesinin başarısızlığının taktik nedenleri şunlardı:

  1. Eylemlerin başlatılmasında gecikme;
  2. Gizli kadrolara sahip güçlü bir illegal örgütün yokluğu;
  3. İyi örgütlenmiş bir karşı-istihbarat sisteminin yokluğu;
  4. Öteki gruplarla pratik ve teorik eşgüdüm eksikliği;
  5. Dağ müfrezesi üyelerinin günlük işlerin yürütülmesinde kararlılık göstermeyişi. Öyle ki, dört gerilla birtakım köylülerce yakalandığında, sübjektivizmleri yüzünden, köylüler zarar görmesin diye askeri kurallar uyarınca sert tepki göstermediler. Hiçbir koşul altında tek bir köylünün bile zarar görmemesi gerektiğini düşünüyorlardı; bu yüzden köylüler bu yoldaşları yakalamaya kalkıştığında silahlarını kullanmadılar. Çok iyi bildikleri şu ilkeyi göz ardı ettiler: Gerilla savaşının ilk adımlarında köylüler, küçük bir gerilla müfrezesinin amacını kavrayamazlar ve bu yüzden yürürlükteki normlara göre davranırlar.

Gerillanın yaşamasını güvence altına alan, yumuşaklık ve ılımlılık değil; kararlılığı ve dinçliğidir. İlk adımlarda ılımlılık bir zaaftır. Gerilla, varlığını bütün gücü ve şiddetiyle kanıtlamak zorundadır. Ancak ondan sonra, köylülüğün çıkarına ve düşmanlarına karşı eylemler yürütebilecektir. Köylüler ancak bu yolla gerillanın gücünün ve amacının farkına varır ve onu destekler.

Ama dağ müfrezesinin başarısızlığının ana nedeni başka bir şeydi. Dağ müfrezesi kendine yeterli olmalı; şehir örgütüne yaslanmadan, yalnızca kendi hazırlıklarına ve lojistiğine dayanarak hareketini ve mücadelesini sürdürmeliydi. Ana neden, dağ müfrezesinin stratejik planındaki değişiklikte aranmalıdır. Keşfin son haftalarında müfreze, eylemlerin harekât bölgesi üzerinde etki yaratacak biçimde planlanması gerektiği sonucuna vardı.

Böylece “yerel etkili eylemler” teorisinin yerini “ülke çapında etkili eylemler” teorisi aldı. [ç.n.-TR: Cümle İngilizce çeviride bu biçimdedir; ancak hemen ardından anlatılan taktik sonuç -bölgeyi terk etmeme, aynı yörede darbeleri sürdürme kararı- bağlamın tersini gösterir. Doğrusu büyük olasılıkla şudur: “Ülke çapında etkili eylemler” anlayışının yerini “bölgesel etkili eylemler” anlayışı almıştır.] Bu stratejik değişikliğin taktik sonucu şuydu: Dağ müfrezesindeki yoldaşlar ilk saldırıdan sonra bölgeyi terk etmeyecek, yakın çevrede kalacak ve aynı bölgede düşmana darbe indirmek için taktik keşfi sürdüreceklerdi; öyle ki, art arda inen darbeler bölgeyi etkilesin ve halkı mücadeleye katılmaya özendirsin. Stratejik plandaki bu değişiklik, vazgeçilmez “sürekli hareketlilik” ilkesinin savsaklanmasına yol açtı: Müfreze bölgede kaldı; 30 gün boyunca bölgenin taktik keşfini sürdürmeyi, sonra iz bırakmadan doğuya çekilip mevcut lojistiğe dayanarak uzakta durmayı ve Lahican bölgesindeki eyleminin etkisini tamamlamak üzere ilk noktaya dönüp yeni eylemlere girişmeyi planladı. Bir yanda çay üreticisi köylülerle Çay Kurumu, öte yanda yerel hayvancılarla Doğal Kaynaklar İdaresi arasında büyüyen anlaşmazlıklar ile halkın bürokrasiye ve nüfuzlu yerel görevlilere duyduğu tepki, elverişli koşulların habercisiydi.

Ayrıca dağ müfrezesinin komutanı, düşmanın sekiz kişilik bir müfrezeyi yok etmek için bu kadar büyük bir ordu göndereceğini beklemiyordu. Müfreze komutanı, müfrezeyi bastırmak için en fazla Lahican bölüğünün gönderileceğini umuyor; Gilan jandarma taburunun, dahası bölgedeki bütün polis gücünün ve ordunun, onlarca helikopterle gerillaları bulmak üzere seferber edileceğini hiç düşünmüyordu. Gerçekte olan tam da buydu. Jandarma genel komutanı General Üveysi bizzat Siyahkel’e geldi, bir karargâh kurdu ve ayaklanmayı bastırma harekâtını yönetti. Hatta Şah’ın kardeşi Gulam Rıza bile denetleme ve ziyaret için bölgeye gönderildi. Gilan jandarma taburu bütün yolları ve haberleşmeyi sıkı denetim altına aldı ve bölgeyi kuşattı. Mencil garnizonundan ek bir askeri birlik Siyahkel’e kaydırıldı.

Böylece dağ müfrezesi, Siyahkel jandarma karakoluna saldırdıktan sonra güneydeki yüksekliklere çekildi ve planına uygun olarak keşif ve devriye faaliyetine girişti. Normal koşullarda lojistik bakımından, tutsak öğretmen Neyyiri’nin yardımıyla Kakuh zirvesinde kurulmuş olan yiyecek depolarına bağımlıydılar.

Sonradan öğrendiğimize göre, Neyyiri işkenceye alınmış ve yiyecek deposunun yerini açıklamıştı. Bunun üzerine düşman, kuvvetlerini Kakuh çevresinde yoğunlaştırdı ve bütün araçları, özellikle helikopterleri kullanarak, yiyecek almak için dağdan inen dağ müfrezesinin dört yoldaşını kuşattı. Doğa da elverişsizdi; çünkü kışın ağaçlar yapraklarını dökmüştü, görünür olmak gerilla için olumsuz bir etkendi ve düşmana helikopterlerden yararlanma olanağı veriyordu.

Dağ müfrezesinin Fedaileri9 48 saat savaştılar; cephaneleri tükendiğinde ikisi kendini feda etti [bombayla kendini patlatma] ve kendileriyle birlikte düşman işbirlikçilerini de öldürdüler. Öteki ikisi, bitkin ve neredeyse cansız halde tutsak düştü. Gerillalardan biri kuşatmayı yarabildi; ama birkaç gün sonra, 27 Şubat’ta yarı ölü halde bulundu. Böylece dokuz kişilik dağ müfrezesinden yedisi tutsak edildi, ikisi çarpışmada yaşamını yitirdi. Toplamda, şehir ve dağ örgütünün 22 üyesinden 17’si tutuklandı; bunlardan 13’ü, Mart 1971’de emperyalizmin uşaklarınca idam edildi. Grubun yalnızca beş üyesi katliamdan kurtulup tutuklanmaktan kaçabildi. Grubun geriye kalanları, askeri başsavcı General Farsiyu’yu devrimci bir mahkemede mahkûm ettiler ve yoldaşlarının idamının öcünü almak için, 7 Nisan 1971 şafağında infaz ettiler.

Notlar

  1. Bu grup, Bijan Jazani ve Hasan Ziya Zarifi tarafından kurulmuştu. Grup, eski rejime karşı silahlı bir mücadele başlatmaya hazırlanıyordu; ancak polis gruba sızmayı başardı ve 1967’de, herhangi bir eyleme geçilemeden üyelerini tutukladı. Önde gelen üyeler uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı. Şah rejimi, cani bir yargısız infazla, bu siyasi tutsakları 1955’te katletti. [ç.n.-TR: İngilizce metinde “1955” yazılıdır; açık bir dizgi hatasıdır, doğrusu 1975 olmalıdır. Bijan Jazani ve yoldaşları 19 Nisan 1975’te Evin Hapishanesi yakınında yargısız infazla katledilmiştir.] ↩︎
  2. Buradaki “kuzey”, Hazar Denizi kıyıları boyunca uzanan İran’ın kuzey eyaletlerini belirtir. Bölgedeki yoğun yağışlar, gerilla savaşına elverişli sık ormanlar yaratmıştır. ↩︎
  3. Mesud Ahmedzade: İran Halkının Fedai Gerillaları Örgütü’nün kurucularından; 1971’de tutuklandı, işkence gördü ve idam edildi. ↩︎
  4. “Gilan’ın batısı” olarak düzeltilmelidir. ↩︎
  5. “Gorgan’ın kuzeyi” olarak düzeltilmelidir. ↩︎
  6. Aynı dağ müfrezesi. ↩︎
  7. İrec Neyyiri yoldaş, vahşi işkenceler altında, Siyahkel’deki Kakuh zirvesinde bulunan yiyecek deposunun yerini açıkladı. Askeri mahkemece ömür boyu hapse mahkûm edildi. ↩︎
  8. Gilan eyaletinin merkezi. ↩︎
  9. Kendini feda eden savaşçı anlamına gelir; aslen İsmaili suikastçıların (Haşhaşilerin) kendilerine verdikleri addır. ↩︎

Kaynak: https://www.marxists.org/archive/hamid-ashraf/works/urban-mountain.htm

Önerilenler