Kalay Devleti: 1952 Bolivya Devrimi ve POR’un Trajedisi – Ándre Ibarrola Quarone

Ándre Ibarrola Quarone, kalay baronlarının egemenliğini paramparça eden 1952 Bolivya Devrimi’ni ve işçi iktidarının ortak hükümete dönüştüğü, karşıdevrimin düzeni yeniden kurduğu o anda üzerine düşeni yapamayan Devrimci İşçi Partisi’ni (POR) anlatıyor.


9 Nisan 1952 sabahı, saat altıda Radio Illimani devrimin zafere ulaştığını duyurdu. Erken bir duyuruydu. Öğleden sonraya kalmadan dokuz ordu alayı La Paz’ı El Alto’dan koparmış, kayıtsız şartsız teslim olunmasını istiyordu. Ayaklanmayı örgütleyen adam, isyancıların cephanesinin tükendiğine inanarak Şili büyükelçiliğine sığındı.

Yanılıyordu. İki gün süren sokak çatışmaları boyunca bir kışla komplosu halk ayaklanmasına dönüştü. 11 Nisan’a gelindiğinde silahlı kuvvetler teslim olmuştu. Ama carabinerolara değil, başkenti ellerinde tutan ve Milliyetçi Devrimci Hareket’ten (MNR) hiç kimsenin hesaba katmadığı talepler dile getiren, alelacele silahlandırılmış fabrika işçilerine, madencilere ve kent halkına. Kısa süren olağanüstü bir an boyunca her şey mümkündü.

Bu yazının konusu, sonrasında olanlar.

Rosca’nın Otokrasisi

Yirminci yüzyılın başında Bolivya’yı, Bolivya tarihyazımının sonradan rosca adını vereceği bir yapı yönetiyordu: büyük kalay baronları (“Büyük Üçlü” diye bilinen Simón Patiño, Mauricio Hochschild ve Carlos Víctor Aramayo) ile yaylaların ve vadilerin eski toprak sahibi oligarşisi arasındaki ittifak. Bu, klasik anlamda bir ulusal burjuvazi değil, daha çok bir aktarma kayışıydı. Üçlünün en güçlüsü olan Patiño 1920’lerde ulusal üretimin yüzde kırkını denetliyordu, devrim arifesinde ise dünya kalay üretiminin yüzde onundan sorumluydu.[1] Madenleri, yurtdışındaki izabe tesislerini, bankaları ve La Paz’dan Londra’ya, New York’a uzanan bir şirket yönetim kurulları ağını elinde tutuyordu. 1947’de öldüğünde Fortune dergisi kişisel servetini 70 milyon sterlin olarak değerlendirdi.[2] Cevher Bolivya topraklarından çıkıyordu, ama kaderine ilişkin kararlar, nerede eritileceği, hangi fiyattan satılacağı, gelirin ne kadarının ülkeye kalacağı, binlerce kilometre ötedeki bürolarda alınıyordu. Pratikte Bolivya, cumhuriyet kılığına girmiş bir ihracat enklavı olarak işliyordu.

Rosca’nın öteki ayağı, tarihi onlarca yıllık mülksüzleştirmenin ağırlığını taşıyan latifundiaydı. Sömürge döneminden devralınan ve bağımsızlıktan sonra pekişen toprak dağılımı, yerli toplulukların (ayllu’ların) ortak topraklarını istikrarlı biçimde kanatmıştı. On dokuzuncu yüzyılın sonundaki desamortización yasaları bu süreci hızlandırdı, kreol ve mestizo toprak sahiplerinin liberal ilerleme adına devasa komünal arazileri yutmasının önünü açtı. 1950’ye gelindiğinde ekilebilir toprağın ezici çoğunluğu bir avuç mülk sahibinin elindeydi. Nüfusun üçte ikisinden fazlasını oluşturan yerli köylü kitleleri ise kulluk ilişkileri altında yaşıyordu: colonato düzeni, pongueaje, geçimlik bir toprak parçası karşılığında karşılıksız emek, feodal serflikten güçlükle ayırt edilebilecek bir yapı. Sonuç, aynı anda iki tarihsel çağa bölünmüş bir ülkeydi. Görece modern teknolojiye, yabancı sermayeye, demiryollarına ve gelişkin makinelere sahip bir madencilik enklavı, neredeyse sömürgesel üretim ilişkilerine göre örgütlenmiş bir kırın üzerinde yüzüyordu. Rosca’nın basın üzerindeki denetimi tabloyu tamamlıyordu. La Razón Aramayo’nundu, Hochschild Última Hora’da kontrol hissesi taşıyordu, Patiño’nun ise El Diario’da büyük payı vardı.[3]

Dağı Yerinden Oynatan Adamlar

Deniz seviyesinden 4.000 metreden yüksekte kurulu Catavi, Siglo XX, Huanuni ve Llallagua maden kamplarının donmuş yükseklerinde on binlerce işçi toplanmıştı. Çoğu, haciendalardan kovulmuş köylüler ya da yoksullaşmış topluluklardan gelen göçmenlerdi. Maruz kaldıkları sömürü biçimi yirminci yüzyıl makineleriyle ortaçağa yakın koşulları birleştiriyordu: on iki saatlik vardiyalar, bir kısmı yalnızca şirket dükkânlarında geçerli fişlerle ödenen açlık ücretleri, birkaç yıl içinde ciğerleri tüketen silikoz ve her vardiyayı kumara çeviren bir ölüm oranı.

Bu işçi sınıfı siyasal bilince önceden var olan bir sosyal demokrat gelenek üzerinden ulaşmadı. Bolivya hiçbir zaman böyle bir kitlesel işçi partisine sahip olmamıştı. Örgütlenmesi çok daha sert ve kanlı bir zeminde oluştu: katliamlar zemininde. 1923 Uncía katliamı[4] ve hepsinden önemlisi, Enrique Peñaranda hükümeti döneminde ordunun grevdeki işçilere ateş açtığı, kar üzerinde onlarca ceset bıraktığı 1942 Catavi katliamı, rejimin niyet etmeksizin gerçek yüzünü hâlâ kuşku duyanlara gösterdiği an olarak işçi sınıfının belleğine kazındı.

Miguel Alandia Pantoja, “Minero” (Madenci), 1950’ler

Chaco Savaşı: Ülkeyi İkiye Bölen Yarık

Paraguay’a karşı verilen Chaco Savaşı (1932-1935) kendi ölçütleriyle bile anlamsız bir savaştı. Sözde petrol bakımından zengin sanılan topraklar için yapılıyordu, gerçekteyse sırasıyla Bolivya’yı ve Paraguay’ı destekleyen Standard Oil ile Royal Dutch Shell’in çıkar çatışması belirleyiciydi.[5] Nüfusu çok daha kalabalık olmasına rağmen Bolivya, daha küçük ve daha kötü donanımlı bir ülke karşısında aşağılayıcı bir yenilgi aldı. Büyük ölçüde rosca’ya bağlı bir komuta kademesinin yolsuzluğunun, beceriksizliğinin ve cinayete varan ihmalinin kurbanı oldu. Yaylalardan gelen, çoğu İspanyolca bile bilmeyen yerli askerleri Chaco çölünde susuzluktan ölmeye gönderen felaket bir lojistik düzenin de. Paraguay kurşunlarından çok, hastalık ve susuzluk öldürdü.[6]

Bolivya savaşı kaybetti ve muazzam bir bedel ödedi. Cepheye yaklaşık 250.000 kişi gönderildi. Bu, iki milyonu ancak bulan bir nüfusta 17-50 yaş arasındaki herkesin çok yüksek bir oranıydı. Bu askerlerden 50.000’den fazlası öldürüldü, 20.000’i esir düştü.[6] Ne var ki Chaco’dan dönen sadece yenilmiş bir ordu değildi. Oligarşik rejimin çürümüşlüğünü, yoksulların hayatına duyduğu tam anlamıyla küçümsemeyi ve ülkenin yabancı petrol çıkarlarına apaçık tabiyetini kendi gözleriyle görmüş bir genç subay, orta sınıf aydın ve asker-köylü kuşağıydı. O “Chaco Kuşağı” içinde bir şey kırılmış olarak döndü ve neredeyse istemeden, izleyen on yıllarda Bolivya’ya damgasını vuracak hemen her siyasal akımın fidanlığı oldu. MNR milliyetçiliğinden ilk örgütlü Marksist hücrelere kadar.

Chaco Savaşı sırasında trenle taşınan Bolivyalı savaş esirleri.

Generaller Devrimcilik Oynuyor

1936-1939 arasında, savaş krizlerinin ardından Latin Amerika’da ortaya çıkan öteki “askeri sosyalizm” denemeleriyle aynı ritimde (özellikle Peru’da ve bizzat Paraguay’da), David Toro ve Germán Busch hükümetleri yukarıdan aşağı bir milliyetçilik denediler: Standard Oil varlıklarının kısmi devletleştirilmesi (1937), korporatist söylem ve kâğıt üzerinde Latin Amerika’nın en ileri düzenlemeleri arasında sayılabilecek bir iş mevzuatıyla emek hareketini yedekleme çabası. Busch, sendika kurma hakkını tanıyan bir iş yasasını ilan etmeye kadar gitti, sonra da denemenin gerçek sınırlarını açığa vuran bir hamleyle yasayı askıya aldı.

Bu hükümetler, toplumsal çelişkinin ürettiği ama içini dolduracak toplumsal gücün henüz var olmadığı biçimler olarak tanımlanabilir. Rosca’nın maddi iktidarına dokunmadan anti-emperyalist milliyetçiliğin dilini konuşan bir askeri Bonapartizm. Rosca ihracatı, bankacılığı ve nihayetinde ülkenin üretim aygıtını denetlemeyi sürdürüyordu. Busch’un 1939’daki intiharı, hiçbir zaman aydınlatılmayan ve büyük olasılıkla kalay baronlarıyla girdiği sonuçsuz hesaplaşmayla bağlantılı koşullarda gerçekleşti. Bu yolun başarısızlığına ve Peñaranda döneminde (1940-1943) açıkça rosca’yla özdeşleşmiş, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında Washington’a tereddütsüz hizalanmış bir sivil hükümetin dönüşüne işaret etti.

MNR: Enkazdan Doğan Milliyetçilik

Milliyetçi Devrimci Hareket (Movimiento Nacionalista Revolucionario, MNR) 1941’de kuruldu. İlk kadrolarını neredeyse bütünüyle “Chaco Kuşağı”ndan devşirdi: savaştan, eski oligarşik düzenin sadece adaletsiz değil, yaşayabilir bir ulus kurmaktan yapısal olarak aciz olduğuna ikna olmuş halde dönen genç subaylar, avukatlar, gazeteciler ve taşra meslek sahipleri.[7] Víctor Paz Estenssoro gibi kurucuları ezici çoğunlukla La Paz’ın geleneksel kreol aristokrasisinden değil, taşra orta sınıfından geliyordu. Partinin ilk dönem ideolojisi çoğu zaman çelişkili bir karışımdı: kalay baronlarını ve yabancı petrol şirketlerini hedef alan bir iktisadi milliyetçilik, sınıf çatışmasını keskinleştirmek yerine aşmayı amaçlayan bir ulusal birlik söylemi ve ilk yıllarında, o dönem Latin Amerika’nın ve Avrupa’nın büyük bölümünde moda olan korporatist ve otoriter akımlarla muğlak bir ilişki.

MNR’yi rosca açısından tehlikeli kılan, ideolojik tutarlılığı değildi. Zamanlaması ve hitap ettiği kitleydi. PIR’in aksine MNR, Catavi katliamına hükümete mazeret bulmayı gerektiren uluslararası bir çizginin yüküyle gelmedi. Katliamı derhal ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak sözlerle mahkûm etti. Böyle yaparak da geleneksel solun büyük ölçüde beceremediği bir şeyi yapmaya başladı: madencilere ve işçilere, Chaco Savaşı’nın koca bir kuşağın belleğine kazıdığı ulusal aşağılanma ve ihanet dilinden doğrudan seslenmek. MNR’nin 1943 Villarroel hükümetine kısa süreli katılımı, ki bunu sırayla reddedecek, sahiplenecek ve mitleştirecekti, ona devlet iktidarının ilk gerçek tadını verdi. Aynı zamanda kalay ekonomisinin temelindeki çelişkilerle yüzleşmek yerine onları yönetmeye çalışmanın sınırlarını da ilk kez gösterdi. 1952 devrimi geldiğinde MNR egemen siyasal güç olacaktı, ama temsil ettiğini iddia ettiği işçi sınıfıyla ilişkisi daha kuruluşundan itibaren araçsal kalmıştı.

PIR ve Halk Cephesi Mantığı

Sıradan bir sınıf mantığıyla bakıldığında 1942 Catavi katliamı, işçileri temsil ettiğini söyleyen her örgütü Peñaranda hükümetine açık muhalefete itmesi gereken andı. Bunun yerine, 1940’ta kurulan ve Moskova’nın Halk Cephesi çizgisine bütünüyle hizalanmış Devrimci Sol Partisi (Partido de Izquierda Revolucionaria, PIR)[8] kendini grotesk bir konumda buldu: askerleri az önce grevdeki madencileri kurşuna dizmiş hükümeti savunmak, en azından kınamayı reddetmek.

Gerekçe, böyle bir şeyden söz edilebilirse, doğrudan Komintern’in savaş dönemi çerçevesinden geliyordu. Dünya Mihver ile Müttefikler arasında bölünmüşken, Washington ve Londra’yla nominal olarak hizalanmış her hükümet neredeyse tanım gereği faşizme karşı “demokratik” kampın parçası sayılıyordu. ABD kredilerine bağımlı olan ve Müttefik savaş çabasına kalay ihraç eden Peñaranda Bolivya’sı, kendi işçilerine ne yaparsa yapsın bu tanıma uyuyordu. PIR açısından Peñaranda’yı fazla sert eleştirmek “antifaşist” cepheyi zayıflatma, dolayısıyla Berlin ile Tokyo’nun ekmeğine yağ sürme riski taşıyordu. Bolivya yaylalarında yerli madencilerin katledilmesine uygulandığında bu argümanın kötü bir şakadan farkı yoktu, PIR’in kendi üyelerinin çoğu için bile. Parti önderliği, katliamı sert biçimde mahkûm eden MNR’yi emek hareketine “Nazi-faşist” sızmanın aracı olarak nitelemeye kadar vardı. Rejimin “diktatörlük” ve “demokrasiyi reddetme” gerekçesiyle geleneksel sağ ve ABD büyükelçiliğiyle blok kurdu.[9]

Bu yalnızca oportünizm değildi, gerçi kesinlikle oydu da. Daha derin bir yapısal sorunu yansıtıyordu: programı Bolivya altiplano’sundaki somut sınıf güçleri dengesine göre değil, Sovyet diplomasisinin ihtiyaçlarına göre Moskova’da ayarlanan bir parti. PIR gerçek işçi sınıfı kadrolarını harekete geçirebiliyordu, madenciler ve kentli işçiler arasında hakiki kökleri vardı. Ama stratejik pusulası kalıcı olarak dışarıyı, Bolivya’nın piyon olduğu jeopolitik satranç tahtasını gösteriyordu. Askerlerin grevcilere ateş açması gibi dolaysız, yerel ve tümüyle okunaklı bir olguyu değil. Böylece 1942 Catavi, militan işçilerin ve genç radikallerin bir kesimi için PIR’in devrimci solu temsil etme iddiasının kendi çelişkileri altında çöktüğü an oldu. POR ile MNR’nin, o güne dek PIR’e bakan madenciler arasında kulak bulmaya tam da o anda başlaması tesadüf değil.

POR

Haziran 1935’te iki Bolivyalı sürgün, hiçbirinin tek başına kuramayacağı bir partiyi kurmak üzere Arjantin’in Córdoba kentinde buluştu. José Aguirre Gainsborg programı getirdi. Tristan Marof adı.

Devrimci İşçi Partisi (POR) sürgünde doğdu. Buna rağmen değil, tam da bu yüzden. Karşılıklı zorunluluğun birleştirdiği, başka her şeyin ayırdığı iki kişi tarafından.

José Aguirre Gainsborg

Gainsborg’un ailesi Bolivya devletine hizmet etmekle kalmamış, birçok bakımdan onu kurmuştu. Büyük dedesi Miguel María de Aguirre, Sucre’den Achá’ya beş ardışık cumhurbaşkanı döneminde Maliye Bakanlığı yaptı, bağımsızlıktan sonra kırk yıla yakın süre cumhuriyetin maliyesini yönetti. Dedesi Nataniel Aguirre, Bolivya edebiyatının kurucu romanı Juan de la Rosa’yı yazdı. Babası aynı devleti New York’ta konsolos olarak temsil etti, José 1909’da orada doğdu.[10]

Siyasal faaliyete yirmi yaşında Komünist Parti’de, öğrencileri ve sendika üyelerini örgütleyerek başladı. 1932’de Chaco Savaşı patlak verdiğinde bozgunculuk tutumu benimsedi, bu yüzden tutuklandı ve Şili’ye sürüldü.[11] Santiago’da “Max Fernández” takma adıyla Şili Komünist Partisi’ne katıldı, Manuel Hidalgo’nun Troçkist eğilimli kanadına yakın durdu ve Bolivya’nın ilk Troçkist örgütünün çekirdeğini orada kurdu.

Haziran 1935’te grubu, Tristan Marof’un Tupac Amaru’suyla Córdoba’da birleşerek POR’u oluşturdu.[12] Aguirre partiyi içeriden inşa etmek üzere Bolivya’ya döndü, Marof sürgünde kaldı.

Mayıs 1936’daki askeri-sosyalist darbenin ardından David Toro hükümeti Aguirre’ye yeni kurulan Çalışma Bakanlığı’nda bir görev önerdi. Kabul etti. POR henüz bir yaşındaydı, Aguirre yirmi altı. Bu karar, Bolivya devrimci siyasetini on yıllarca kovalayacak bir gerilimi açığa çıkardı: solun dilini konuşan bir milliyetçi hükümet karşısında bağımsız işçi sınıfı siyasetini sürdürmenin güçlüğü. Dört ay sonra, rejimin antikomünist dönüşüyle birlikte sınır dışı edildi.[13]

Toro’nun 1937’de düşmesiyle Marof’la aynı sıralarda Bolivya’ya döndü. Buluşma bir barışma olmadı. Ekim 1938’deki POR İkinci Ulusal Konferansı’nda uzlaşmaz iki çizgi çarpıştı. Marof’un çok sınıflı parti tasavvuru, ki pratikte burjuva milliyetçiliğinin şu ya da bu fraksiyonuna tabi olmak anlamına geliyordu, ve Aguirre’nin gerçek işçi sınıfı bağımsızlığına sahip Leninist-Bolşevik parti ısrarı. Çoğunluk Marof’un yanında yer aldı. Anlaşmaya varamayınca meseleyi çözmek için yeni bir konferans belirlediler.

Konferans günü gelmeden, 23 Ekim 1938’de Gainsborg, La Paz’da Alberto Canedo ve Hugo Jordán ile bir lunaparka gitti. Dönme dolaba bindikten sonra, “gençlik coşkusu” diye tarif edilen bir hareketle emniyet barını çıkardı. Dolap dönmeye başlayınca Canedo ve Jordán yapıya tutunmayı başardı, Gainsborg düştü. Sağlık görevlilerinin müdahalesine rağmen iki saat sonra hayatını kaybetti. Yirmi dokuz yaşındaydı.[14]

Cenazesine katılanlar arasında MNR’nin gelecekteki kurucularından Hernán Siles Suazo da vardı. Sınıf düşmanları bile ardından yas tuttu. Liberal oligarşinin gazetesi La Razón, “Nefret etmeyi bilmeyen savaşçı José Aguirre Gainsborg’un anısına” başlıklı bir yazı yayımladı. Şair Yolanda Bedregal, kendini ölüme bir çocuk gibi teslim ettiğini yazdı. Aguirre’nin başlattığını devralacak olan Guillermo Lora, POR’un kurucusunun “zihni hayati doluluğun meyvelerini vermeye başlarken, gençliğinin tam ortasında” öldüğünü söyleyerek yasını tuttu. Bolivya devrimci solu en titiz zihnini bir dönme dolaba kaptırmıştı.[15]

Tristan Marof

Gainsborg programı getirdiyse, Marof kurumsallaştırması daha güç bir şey getirdi: Paris’ten New York’a, Buenos Aires’e uzanan yirmi yıllık sürgün, sınır dışı edilme ve ajitasyonla kurulmuş kıtasal bir ün. Madenciler adını biliyordu. Öğrenciler kitaplarını okuyordu. Sloganı, Madenler devlete, topraklar halka, 1920’lerden beri Bolivya siyasal hayatında dolaşıyordu. Bir pankarta sığacak kadar yalın, dört ülkeden sınır dışı edilmesine yetecek kadar radikal. Onda özsel bir şey sezen Mariátegui ona “Amerikan siyasetinin ve edebiyatının Don Kişot’u” demişti.[16] İltifat olarak söylenmişti. Aynı zamanda bir teşhisti.

Marof’un sağlayamadığı şey, Gainsborg’un ısrar ettiği şeydi: örgütsel disiplin. 1938 konferansında yüzeye çıkan tartışma tali değildi. Marof geniş bir halk partisi istiyordu, yerlici akımları, milliyetçi solu ve radikalleşmiş orta sınıfı programatik bir tabiiyet dayatmadan içine alabilecek bir parti. Gainsborg ise gücünü tam da bu genişliği reddetmekten alan bir Bolşevik Parti istiyordu. Gainsborg ölünce ve mesele çözümsüz kalınca Marof kendi sonuçlarını çıkardı. 1939’da kendi partisini, Partido Socialista Obrero Boliviano’yu kurdu. Parti hızla büyüdü, çünkü POR’un olmayı reddettiği her şeydi.[17]

PSOB’un izlediği yol, Gainsborg’un işaret ettiği mantığı gözler önüne serdi. Bir program yerine bir kişilik etrafında örgütlenen parti, o kişiliği nereye giderse oraya izler. 1940’ların sonunda Marof, Montparnasse kahvelerinde düşünülemeyecek bir yere varmıştı: Cumhurbaşkanları Hertzog ve Urriolagoitia’nın özel kalemi olarak Bolivya devletinin bürolarına.[18] Don Kişot yel değirmenini bulmuş, onu hükümet sanmıştı.

Gainsborg’un vakitsiz ölümü ve Marof’un uzaklaşmasının ardından POR bir “larva” evresine girdi, varlığını sürdürüyor ama kitle partisine dönüşmekte zorlanıyordu. Faaliyetlerine ve üyelerine dair neredeyse hiç kayıt yok. Ama parti, genç bir kadroyu kazandıktan sonra yeniden radara girecekti.

Guillermo Lora

POR tarafından 1942’de, Cochabamba’da hukuk okurken yirmi yaşında kazanıldı.[19] Yerel POR hücresi sonradan devlet baskısına uğrayınca Lora, bölgenin madencilerini radikalleştirmeye başlayacağı Oruro’ya taşındı. Alaycı bir dille, polise teşekkür etmemiz gerektiğini söylerdi, çünkü o kovuşturma sayesinde maden proletaryasıyla temas kurabilmişlerdi.

1943’te POR, yüksek yaylanın birkaç maden merkezinde, başlıca Oruro, Uncía, Llallagua ve Catavi’de örgütlenme çalışmasına girişti. Yerel sendikalarda etkili oldu, militanları ve taban delegelerini kazandı.

Haziran 1944’te Villarroel hükümeti ve sivil ortağı MNR, Huanuni’de Bolivya Maden İşçileri Sendikaları Federasyonu’nun (FSTMB) kuruluş kongresini topladı. Bu, işçi sınıfına verilmiş bir taviz değil, savaş dönemi demokratik birlik bayrağı altında rosca’yla hizalanmış Stalinist CSTB’ye karşı denetleyebilecekleri bir emek yapısı kurma manevrasıydı. Kongreyi bir Patiño grubu sendikası çağırmıştı. Ne Oruro örgütlerinin ne de Catavi-Siglo XX örgütlerinin girişimde payı vardı.[20] Lora’nın, gerçek maden topluluklarına kök salmış delegeler arasında “şaşırtıcı istisna” diye tarif ettiği movimientista bir figür olan Juan Lechín[21] kendini yeni federasyonun merkezine yerleştirdi. Bir yıl sonra Potosí’deki ikinci kongreye gelindiğinde FSTMB’nin gerçek kurucusu Emilio Carvajal’ı önderlikten tümüyle dışlamıştı.[22] Lora’nın belirttiği gibi, işçileri kimin örgütlediğinin fazla önemi yoktur, çünkü bir kez harekete geçtiklerinde kendi yollarını bulurlar.[23] POR’un etkisi gerçekti ve büyüyordu, ama izleyen yıllarda, altiplano’nun maden kamplarında, kadro kadro kazanıldı. Huanuni’deki kuruluş masası MNR’nindi.

Bolivya’yı devrimci sosyalizmin tarihinde ünlü kılacak belgeyi, Pulacayo Tezleri’ni Kasım 1946’da kaleme alan da Lora oldu.[24]

O tarihte yaklaşık 60.000 üyeyi kapsayan Bolivya maden işçileri federasyonu FSTMB, o kasım ayında Pulacayo maden kasabasında olağanüstü bir kongre topladı. Kongre, Lora’nın belgesini resmi programatik temeli olarak kabul etti. Pulacayo Tezleri özünde Troçki’nin Geçiş Programı’nın Bolivya koşullarına doğrudan uygulanmasıydı. Sürekli Devrim’i Bolivya proletaryasının siyasal perspektifi olarak ilan ediyor, devrimin demokratik ve ulusal görevlerinin ancak işçi sınıfının önderliğinde tamamlanabileceğini savunuyor, madenlerde işçi denetimi talep ediyor ve işçi-köylü milislerinin kurulmasını öneriyordu. Latin Amerika’da Stalinist partiler işçileri burjuva “antifaşist” ittifaklara tabi kılarken, Bolivyalı madenciler resmen ve demokratik biçimde Troçkist bir program için oy vermişti. Kongre boyunca Tezler’e yalnızca çekingen itirazlar yöneltmiş olan Lechín, bir gecede basında korkulası bir devrimciye ve gericiliğin en büyük düşmanına dönüşmüş buldu kendini.[25]

Pulacayo’nun etkisi anında hissedildi. Troçkizmin aydınlardan oluşan bir hizip olmadığının, sömürülenlerin hakiki bir kitle hareketinde kök salabileceğinin kanıtıydı bu. POR-FSTMB ittifakı somut seçim sonuçları da üretti. 1947’de bir Madenci Parlamento Bloğu, Lora’nın kendisini ve Juan Lechín Oquendo’yu birkaç milletvekiliyle birlikte parlamentoya taşıdı. Troçkist teorisyen Lora ile madenlerin karizmatik kitle önderi Lechín, devrimci solun etrafında örgütleneceği iki kutup haline geldi.

Juan Lechín üzerinde durmaya değer, çünkü figürü tüm dönemin hem imkânlarını hem sınırlarını temsil eder. Lechín Troçkist değildi. MNR’nin işçi tabanına organik biçimde bağlı bir sol milliyetçiydi ve ancak on yıllarca paylaşılmış mücadeleden doğabilecek türden manyetik bir otoriteye sahipti. POR’la ilişkisi hep programatik bir mutabakattan çok, çıkar ortaklığıyla hakiki sempatinin karmaşık bir bileşimi oldu. POR’un Lechín’in kitle tabanına ihtiyacı vardı, Lechín’in POR’un teorik açıklığına. Bu ortaklık yıllarca işledi. Sınırları ancak 1952 krizinde tümüyle açığa çıkacaktı.

Bonapartist Ara Perde

Villarroel hükümeti (1943-1946) baştan itibaren zoraki bir birlikteliğin ürünüydü. Chaco’nun ulusal aşağılanmaya dair acı derslerinin ürünü olan gizli RADEPA locasında örgütlenmiş genç subaylar kanadıyla, sivil kadroları ve ortadaki tek tutarlı programı sağlayan MNR’yi bir araya getiriyordu. Sonuç, ilk kez devlet düzeyinde yerli ve işçi mağduriyetinin dilini konuşan bir hükümet oldu. 1945’te ilk Ulusal Yerli Kongresi’ni topladı, pongueaje düzeninin en ağır yanlarından bazılarını kâğıt üzerinde resmen kaldırdı ve en azından söylemde rosca’yla köprüleri atmış bir hükümet duruşunu korudu.

Pratikte kopuş, söylemin ima ettiğinden çok daha bulanıktı. MNR’nin yer aldığı her hükümete kuşkuyla bakan ve bölgedeki Mihver sempatilerine ilişkin savaş dönemi kaygılarını hâlâ taşıyan Washington, bir yıldan uzun süre Villarroel’i tanımayı reddetti. Kalay baronlarına gelince, ihracat, finansman ve basın üzerindeki tutuşlarını yitirmemişlerdi. Yitirdikleri, devletin kamusal yüzü üzerindeki alışılmış tekelleriydi. Bu, tuhaf bir durum yarattı. Oligarşinin düşmanı gibi konuşan ama oligarşinin iktisadi temeline büyük ölçüde dokunmayan, hayatta kalmak için sadakati koşullu bir askeri kanada bağımlı bir hükümet. O kanadın baskıcı içgüdüleri, tehdit altında hissettiğinde bütünüyle yerli yerindeydi. Madencilerin ve siyasi tutukluların o yıllarda çeşitli anlarda öğreneceği gibi.

Son, rejimin kendi çelişkilerine acımasız bir simetriyle geldi. Temmuz 1946’da La Paz’da patlak veren bir halk ayaklanması cumhurbaşkanlığı sarayını bastı. Ayaklanmayı öğrenciler, öğretmenler, zanaatkârlar ve Villarroel’in küstürdüğü geleneksel partilerin unsurlarından oluşan bir koalisyon sürüklüyordu, örgütlü madenciler ise dikkat çekici biçimde başında değildi. Villarroel öldürüldü, cesedi Plaza Murillo’da bir direğe asıldı. Bu görüntü MNR için hem kurucu bir travma hem kullanışlı bir efsane olacaktı. Kendi anlatısında, oligarşinin kendisine yarım ağızla da olsa meydan okuyan herkese karşı vahşet kapasitesinin kanıtı. MNR’nin kendisi yeraltına ya da sürgüne itildi, önderliği Arjantin ve Şili’ye dağıldı. Aynı dönemde rosca, “Sexenio” (1946-1952) diye anılan gevşek bayrak altındaki bir dizi muhafazakâr hükümet aracılığıyla cumhurbaşkanlığını geri aldı.

Sexenio: Eski Düzenin Son Direnişi

Tomás Monje Gutiérrez’le başlayan, Enrique Hertzog’la ve onun istifasından sonra Mamerto Urriolagoitia’yla süren Sexenio hükümetleri, rosca’nın saati geri çevirme girişimiydi. Ne var ki bunu, Chaco’nun, Catavi’nin ve mağduriyetlerini hiç değilse yüksek sesle dile getirmiş bir hükümetin kısa deneyiminin geri dönülmez biçimde değiştirdiği bir ülkede yapıyorlardı. Yakın geçmişin söylemiyle şimdi yürürlükteki restorasyon arasındaki karşıtlık madencilerin gözünden kaçmadı. Sonuç, oligarşinin umduğu sessiz normale dönüş değil, tırmanan bir çatışma dönemi oldu.

Hertzog hükümeti tekrarlanan grevlerle ve huzursuzlukla karşılaştı. Ama alttaki gerilim en keskin noktasına, Hertzog’un istifasından sonra 1949’da doğrudan cumhurbaşkanlığını devralan Urriolagoitia döneminde ulaştı. MNR’nin birkaç departmandaki kalelerinden silahlı bir ayaklanma denediği 1949 iç savaşı bastırıldı, ama ancak haftalarca süren çatışmaların ardından. Bu çatışmalar hem MNR desteğinin başkent dışındaki derinliğini hem rosca’nın yalnızca zor yoluyla yönetme kapasitesinin sınırlarını gösterdi. Ardından gelen baskı, yani kitlesel tutuklamalar, MNR ve POR militanlarının sınır dışı edilmesi, maden sendikaları üzerindeki denetimin sıkılaştırılması, bir yerde artık muhalefeti yönetmediğini, önleyemeyeceği bir sonucu ertelediğini bilen bir egemen sınıfın karakteristik havasını taşıyordu.

İşte bu zeminde, biçimde restore edilmiş ama özü boşaltılmış bir oligarşi, hem baskıyı hem kurtuluş söylemini tatmış bir işçi sınıfı ve sürgünle silahlı yenilginin radikalleştirdiği bir MNR varken, Urriolagoitia hükümeti 1951 seçimlerine gitti. Paz Estenssoro hâlâ sürgündeyken MNR’nin cumhurbaşkanlığı listesi oyların en büyük bölümünü aldı. Rosca’nın yanıtı, sonuçları iptal edip iktidarı General Hugo Ballivián komutasındaki bir askeri cuntaya teslim etmek oldu. Bu, son hesap hatası olacak ve Nisan 1952 olaylarının zeminini hazırlayacaktı.

Seçim ve Mamertazo

Mayıs 1951’de, başarısız Villarroel döneminden sonra hâlâ sürgünde olan MNR’li Víctor Paz Estenssoro, muğlak ama rosca karşıtlığı su götürmez bir programla, FSTMB’nin ve kent yoksullarının geniş kesimlerinin açık desteğiyle cumhurbaşkanlığı seçimini oyların en büyük bölümünü alarak kazandı. Bir MNR hükümeti ihtimaliyle karşılaşan görevdeki cumhurbaşkanı Mamerto Urriolagoitia, sandık uygunsuz bir sonuç ürettiğinde Bolivya oligarşisinin hep yaptığını yaptı: iktidarı orduya devretti. General Hugo Ballivián komutasındaki askeri cunta seçimi topyekûn iptal etti. Öyle bir pervasızlıkla ki bu, Bolivyalıların kendi tarihlerine sakladıkları o özel kara mizahla Mamertazo diye anıldı.

Ballivián cuntası on bir ay boyunca kararnameyle yönetti, MNR’yi yasakladı, önderlerini hapse attı ya da sürgüne yolladı ve tek bir özgür seçimde ne kadar destek topladığını tatmış bir emek hareketini bastırmaya çalıştı. Bunda gözle görülür biçimde başarısız oldu. MNR’nin Bolivya içindeki illegal aygıtı, sürgündeki ulusal önderliğinden yoksun kalınca, bir başka çalınmış seçimi beklemek yerine silahlı ayaklanma örgütlemeye hazır figürlerin etkisine giderek daha çok girdi. Başta MNR’nin cumhurbaşkanı yardımcısı adayı Hernán Siles Zuazo ve madenci federasyonunun önderi Juan Lechín Oquendo. Lechín, milliyetçi partiyle devrimci emek hareketi arasındaki çizginin üstünde duruyordu, verimli biçimde ve POR açısından rahatsız edici biçimde.

Üç Gün

Kıvılcım, geldiğinde, neredeyse kazaraydı. Nisan ayının ilerleyen günleri için planlanan MNR-Carabinero ayaklanması, rejim komployu haber alınca öne çekildi. 9 Nisan sabahı La Paz’da, kendilerini ve çok sayıda sivili polis cephaneliklerinden silahlandıran Carabinerolar ile cuntaya sadık ordu garnizonları arasında çatışma başladı. Görece sınırlı bir kışla isyanı olarak planlanan şey saatler içinde genel bir ayaklanmaya dönüştü. Fabrika işçileri, öğrenciler ve La Paz’ın yoksul mahallelerinin sakinleri Carabineroların verebildiği ne varsa onunla silahlanıp sokaklara döküldü. İsyanın haberi altiplano’nun ve güneyin maden merkezlerine ulaştı.

11 Nisan’a gelindiğinde Ballivián cuntasının güçleri çökmüştü. Ayaklanmanın Carabinero kanadını örgütleyen İçişleri Bakanı Antonio Seleme kısa süre kendini cumhurbaşkanı ilan etti, günler sonra Şili büyükelçiliğine kaçtı. MNR’nin peşine takılmaya çalışan geleneksel siyasetçilerin izleyen yıllarda tekrar tekrar keşfedeceği şeyi keşfetmişti: önderlik ettiğini sandığı hareketin kendine ait bir ivmesi vardı. 15 Nisan’da Víctor Paz Estenssoro, Buenos Aires’teki sürgününden uçakla dönerek on bir ay önce sandıkta kazandığı cumhurbaşkanlığını devraldı. La Paz’ın, Oruro’nun ve maden merkezlerinin silahlı işçileri o koltuğu şimdi ikinci kez, bu kez zorla kazanmışlardı.

1952 ayaklanması sırasında halk milisi kuran yerli madenciler.

COB Cumhuriyeti

MNR’nin devraldığı şey, alışıldık anlamda bir devlet değildi. Ulusal ordu etkin bir kurum olarak ortadan kalkmıştı. Yaklaşık 5.000 kişilik kalıntısı silahsızlandırılıp kışlalara kapatılmıştı. Ülkenin fiili silahlı gücü ise sendikaların denetimindeki milislerde örgütlenmiş, tahminen 50.000-100.000 silahlı işçi ve köylüden oluşuyordu. Madenler doğrudan işçi denetimi altındaydı, yöneticileri kaçmış ya da kovulmuştu. Burjuva düzenin alışılmış araçları, yani polis, ordu ve rosca yanlısı partilerin sivil bürokrasisi, ülke tarihinde ilk kez yeni hükümetin elinde bir yönetme aracı olarak yoktu.

Bu boşluğa Bolivya İşçi Merkezi (Central Obrera Boliviana, COB) girdi. Ayaklanmanın başlamasından sekiz gün sonra, 17 Nisan 1952’de kuruldu. Madenci sendikasını, demiryolu ve fabrika işçilerini, öğretmenleri ve birkaç ay içinde COB ile MNR’nin himayesinde kendi başına kitlesel bir örgüte büyüyecek bir köylü federasyonunu tek bir ulusal federasyonda birleştirdi. COB olağan anlamda bir sendika konfederasyonundan ibaret değildi. Kendi silahlı milisleri vardı, artık ordu kalıntısından ayrı ve pratikte çoğu zaman ondan güçlü. Emeğe ve madenlere dokunan hükümet mevzuatı üzerinde veto hakkı iddia ediyor, bir dönem boyunca bunu fiilen kullanıyordu. Cogobierno (ortak hükümet) adı verilen doktrin uyarınca kendi önderlerini doğrudan kabineye yerleştirmişti. En önemlisi, FSTMB’nin başında ve COB’un en güçlü figürü olarak kalırken Madenler ve Petrol Bakanı olan Juan Lechín’i.

Yaklaşık iki yıl boyunca Bolivya’da, açıkça ve her taraflarca kabul edilerek, yan yana var olan iki devlet iktidarı merkezi bulundu. Bir yanda Paz Estenssoro ile Siles Zuazo’nun başındaki, partinin seçim yetkisine ve cumhurbaşkanlığıyla (büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalan) sivil idare üzerindeki denetimine dayanan resmi MNR hükümeti. Öte yanda silahlı milislere, sendikalara ve devletleştirilmiş madenlerdeki üretimin doğrudan denetimine dayanan COB. MNR’nin kendi bakanları, ancak COB’un izniyle yönettiklerini özel sohbetlerde kabul ediyordu. Siles Zuazo dönemi sonradan, hükümetin otoritesinin tam olarak COB’un izin verdiği yere kadar uzandığı bir dönem diye tarif edecekti.

Devrimin iki büyük yapısal reformu doğrudan bu güç dengesinden çıktı. 31 Ekim 1952’de hükümet Patiño, Hochschild ve Aramayo’nun varlıklarını devletleştirerek devlet madencilik kuruluşu COMIBOL’u yarattı. MNR’nin kendi programı bu ölçüde kapsamlı bir önlemi baştan öngörmemişti. Karar, kararname resmileştirmeden aylar önce madenlere zaten sahada el koymuş olan COB’un baskısıyla geçirildi. Ertesi ağustos ayında Tarım Reformu Kararnamesi, karşılıksız yerli emek hizmeti olan pongueaje düzenini resmen kaldırdı ve hacienda topraklarının yeniden dağıtımına, ne kadar dengesiz olursa olsun, başladı. Bu süreci de Cochabamba’da ve başka yerlerde köylü sendikaları ve milisleri birçok yerde kendi inisiyatifleriyle çoktan başlatmış, yaptıklarını meşrulaştıracak herhangi bir kararname çıkmadan haciendaları işgal edip toprak sahiplerini kovmuştu.

POR ve Ortak Hükümetin Sınırları

Tam da bu noktada, işçi sınıfının Küba dışında Latin Amerika tarihinin neredeyse hiçbir anında sahip olmadığı kadar doğrudan iktidar tuttuğu anda, Tesis de Pulacayo ve temsil ettiği siyaset belirleyici sınavıyla karşılaştı. Sınav, POR’un kendi içinden geçen bir fay hattını açığa çıkardı.

POR’un durum çözümlemesi özünde doğruydu, hatta dikkate değer ölçüde önceden görülmüştü. Guillermo Lora ve parti önderliği en baştan itibaren MNR’nin Bolivya burjuvazisinin ve küçük burjuvazisinin milliyetçi kanadını temsil ettiğini savundu. İşçi ayaklanmasının sırtında iktidara gelmiş, ama temel çıkarı kapitalist mülkiyet ilişkilerini istikrara kavuşturmakta, Amerikan iktisadi yardımını güvenceye almakta ve ülkedeki gerçek iktidarı oluşturan milisleri silahsızlandırmakta olan bir katman. Kalay fiyatlarının çöküşü ve ülkenin tek bir ihraç ürününe neredeyse tam bağımlılığı düşünüldüğünde Bolivya o yardıma hızla bağımlı hale gelecekti.

Bu, işçi iktidarına doğru bir adım değil, onun karşıtıydı. COB önderliğini burjuva bir hükümetin kararlarının sorumluluğuna ortak etmenin, iktidarın özünü, yani devletin silahlı gücünü hangi sınıfın denetlediği sorusunu, iktidarın görüntüsüyle, yani bakanlık koltuklarıyla takas etmenin mekanizmasıydı.

Yine de POR bu çözümlemeden durumun gerektirdiği sonucu çıkarmadı. Yani COB’un MNR’den bütünüyle kopması ve kendini alternatif bir hükümet olarak kurması için açık bir mücadele. Özünde bir sovyet, kendi silahlı milisleri yeni bir devlet aygıtının çekirdeği olacak şekilde, Tesis de Pulacayo’nun altı yıl önce merkezi soru diye saptadığı iktidar sorusunu doğrudan ortaya koyacak biçimde. Bunun yerine POR salındı durdu. Kadrolarının bir kısmı COB önderliğine girdi, hatta bir dönem bizzat bakanlıklarda oturdu, devrimci etkinin ortak hükümetin içinden kullanılabileceği varsayımıyla. Bir kısmı daha ortodoks bir muhalefeti sürdürdü, ama Lechín’in madenciler üzerindeki muazzam kişisel otoritesi karşısında “eleştirel desteği” COB’a alternatif bir önderlik için fiili bir mücadeleye çevirecek örgütsel ağırlıktan yoksundu. Yirminci yüzyılda herhangi bir Latin Amerika emek hareketinin ürettiği en tutarlı devrimci programı yazmış olan parti, o programın merkezi talebinin retorik bir formül değil somut bir imkân olduğu tek anda, talebi ortaya koyacak iradeden yoksun kaldı.

MNR ise bu tereddüdün kazandırdığı zamanı acımasız bir sabırla kullandı.

İzleyen yıllarda, Amerikan iktisadi yardımı hükümetin can damarı haline gelirken, milisler yavaş yavaş silahsızlandırıldı ya da yeniden kurulan orduya eklemlendi. MNR bu orduyu ABD eğitimi ve teçhizatıyla, tam da bir zamanlar dayandığı COB’a karşı ağırlık oluşturmak için yeniden inşa etti. 1956’ya gelindiğinde, bir Amerikan iktisadi heyetinin yardımıyla hazırlanan istikrar planı çerçevesinde hükümet madenci grevlerini yine askerle kırıyordu. 1964’e gelindiğinde, cogobierno’nun yeniden kurulmasına izin verdiği ordu, René Barrientos önderliğindeki bir darbeyle bizzat MNR’yi devirdi. O tarihte silahsızlandırılmış ve moralsiz kalan COB milisleri artık direnecek durumda değildi.

Gericilik

Ortak hükümetin ertelediğini IMF halletti. 1956’ya gelindiğinde Hernán Siles Zuazo’nun MNR hükümeti, kalay fiyatlarının çöküşü ve serbest düşüşteki bir para birimiyle karşı karşıya kalarak, bir Amerikan iktisadi heyetinin yardımıyla hazırlanan ve Fon ortodoksisine bağlanmış İstikrar Planı’nı imzaladı: ücretlerin dondurulması, gıda ve ulaşımdaki devlet sübvansiyonlarının kaldırılması, COMIBOL’un bütçe özerkliğinin sert biçimde budanması. Siles Zuazo, sendikaları kesintileri kabule utandırmak için La Paz’da açlık grevine gidecek kadar ileri gitti. Dinamitleri ve tüfekleriyle MNR’yi Palacio Quemado’ya taşıyan madenciler, on yıl içinde ikinci kez reel ücretlerinin çöküşünü izlediler. Bu kez silahlandırdıkları partinin elinden.

1952 milisleri Oruro yollarında gösterdikleri bütünlüğü hâlâ korusaydı bu istikrar programı hiç dayatılamazdı. Korumuyorlardı. MNR dört yılını, ayaklanmanın dağıttığı kurumu sessizce yeniden inşa etmekle geçirmişti. ABD askeri yardım programları altında yeni bir subay kadrosu yetiştirmiş, tek işlevi yeni düzende MNR’nin kendi bekasının koşullarını yaratmış olan COB’a karşı bir denge unsuru olmak olan bir orduyu ağır ağır yeniden silahlandırmıştı. Bir zamanlar Paz Estenssoro’nun cumhurbaşkanı yardımcısı olan René Barrientos 1964’te iktidarı ele geçirip ertesi yıl Paz’ın devrilmesinin ardından konumunu pekiştirdiğinde, tam da bu amaç için kurulmuş bir orduyu devraldı ve tereddütsüz kullandı. Maden kampları işgal edildi, sendika önderleri hapse atıldı ya da sürgüne yollandı, devrimin ücret ve işyeri kazanımları parça parça geri alındı. Tesis de Pulacayo 1946’da, silahlı bir proletaryanın kazandıklarını savunma konusunda ulusal burjuvaziye güvenilemeyeceği uyarısını yapmıştı. 1965’e gelindiğinde uyarı bir kayıp dökümüne dönüşmüştü.

Rejim en önemli yabancı işbirlikçisini Barrientos döneminde buldu. Lyon’un eski Gestapo şefi Klaus Barbie, Amerikan yönetimindeki “Fare Yolu” üzerinden Avrupa’dan kaçmış ve 1951’de Klaus Altmann takma adıyla Bolivya’ya yerleşmişti.[26] 1960’ların ortasına gelindiğinde, 1964 darbesinin ardından Bolivya askeri istihbaratıyla yakın ilişkiler kurmuştu.[27] Barbie, Che Guevara’nın kolunun izini süren ve 9 Ekim 1967’de La Higuera’da infazıyla sonuçlanan ayaklanma bastırma harekâtına katkıda bulundu.[28] Devlet terörü kariyeri Barrientos’u aştı, en dolgun ifadesini Hugo Banzer’in 1971 darbesinde, mantıksal sonucunu ise 1980 García Meza darbesinde buldu. Barbie o darbede, Bolivya’nın 189. darbesini gerçekleştirmek üzere İtalya ve Almanya’dan faşist paramiliter birlikler örgütledi, finansman kokain taciri Roberto Suárez’den geldi.[29] O tarihte karşıdevrimci terörle kokain ticareti arasındaki çizgi ortadan kalkmıştı. Barbie devlet korumasını ancak García Meza’nın çöküşüyle yitirdi, 1983’te Fransa’ya iade edildi, 1987’de insanlığa karşı suçlardan mahkûm edildi ve 1991’de hapiste öldü.

Barbie, yıkılmasına yardım ettiği devrimden onlarca yıl fazla yaşayarak bir Fransız hapishanesinde öldü. Tek o değildi. Pulacayo Tezleri’nde adı Lora’nınkiyle yan yana duran Juan Lechín, Mayıs 2000’de, bu kez tankla değil sandıkla iktidara dönen Hugo Banzer’den Bolivya’nın en yüksek devlet nişanı olan Cóndor de los Andes en Grado de Gran Cruz’u alacak kadar uzun yaşadı. Bir zamanlar elli bin madenci adına Bolivya devletinin devrilmesi programını imzalamış adama, eski bir diktatör tarafından verilen bir nişan.[30]

Sonuç

1952 Bolivya Devrimi işçi sınıfının başarısızlığı değildi. Yaylalardan dinamitle ve tüfekle inen, bir orduyu dağıtan, sekiz günde devletin gerçek iktidarını elinde tutan bir emek federasyonu kuran madenciler, devrimci sınıfların yapması gerekeni tam olarak yaptılar. COB bir sembol değildi. Kısa ve olağanüstü bir an boyunca, Latin Amerika tarihinde daha önce hiç var olmamış ve bir daha var olmayacak başka türden bir devletin iskeletiydi.

O anı mümkün kılan sınıf bilincinin inşasında POR belirleyici oldu. O bilinci belirleyici anda siyasal iktidara çeviremedi. Bunlar iki ayrı şey ve ikisini karıştırmak, sol bu hatayı nerede yaptıysa ona pahalıya patladı.

Sonrasında gelenler, yani IMF istikrar programı, Barrientos, Barbie, milislerin ağır ağır silahsızlandırılması, 1980’in kokain darbesi, kaçınılmaz değildi. Bir tereddüdün bedeliydi. Pulacayo Tezleri, ayaklanmadan altı yıl önce cogobierno’nun temsil ettiği tuzağı tam olarak saptamıştı: örgütlü gücünü burjuva bir hükümetin hizmetine sunan bir işçi sınıfı, o hükümet üzerinde etki kazanmaz. O hükümete, kendi bekasının araçlarını yeniden kurması için gereken zamanı verir. MNR o zamanı kullandı. COB kullanmadı.

Bolivya 1952, devrimci sol için ne yasını tutulacak bir yenilgi ne kutlanacak bir zaferdir. Hazmedilmesi daha güç bir şeydir: eşiğe varıp duran bir devrim. Program vardı. Sınıf vardı. An vardı. Eksik olan, zaten bilinen şeye göre davranma kararıydı.

Dipnotlar:

  1. James Dunkerley, Rebellion in the Veins: Political Struggle in Bolivia 1952–1982 (London: Verso, 1984), 9–10. 
  2. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 10. 
  3. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 14. 
  4. Guillermo Lora, Historia del Movimiento Obrero Boliviano, Tomo 2: 1900–1923 (La Paz: Los Amigos del Libro, 1969). 
  5. This interpretation, standard within the Latin American anti-imperialist left, was first systematized by Arturo Frondizi, Petróleo y política (Buenos Aires: Editorial Raigal, 1954), and developed further by Sergio Almaraz Paz, Petróleo en Bolivia (La Paz: Los Amigos del Libro, 1958). The thesis remains the dominant popular account of the war’s origins, though some historians, notably Rafael Archondo, have disputed the centrality of oil company interests, emphasizing instead Argentina’s own ambitions to import Chaco petroleum. 
  6. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 28–29. 
  7. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 32. 
  8. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 32. 
  9. Dunkerley, Rebellion in the Veins, 33. 
  10. Andrey Schelchkov, “Aguirre Gainsborg, José,” Diccionario Biográfico de las Izquierdas Latinoamericanas, (Buenos Aires: CeDInCI, 2020), https://diccionario.cedinci.org/aguirre-gainsborg-jose/
  11. Schelchkov, “Aguirre Gainsborg.” 
  12. Schelchkov, “Aguirre Gainsborg.” 
  13. Guillermo Lora, Historia del P.O.R., Tomo 1 (La Paz: Masas, 1960), 120. 
  14. Grecia América Gonzales, “Muerte de José Aguirre Gainsborg, líder del trotskismo boliviano,” Página Siete (La Paz), republished at Historias Bolivia (blog), October 2018, https://historias-bolivia.blogspot.com/2018/10/muerte-de-jose-aguirre-gainsborg-lider.html
  15. Lora, Historia del P.O.R., Tomo 1, 120. The tribute in La Razón and Bedregal’s verse are quoted in Lora, ibid. 
  16. José Carlos Mariátegui, “La aventura de Tristan Marof,” Variedades (Lima), March 3, 1928, cited in Ricardo Melgar Bao and Horacio Tarcus, “Navarro Ameller, Gustavo Adolfo (Tristan Marof),” Diccionario Biográfico de las Izquierdas Latinoamericanas (Buenos Aires: CeDInCI, 2019), https://diccionario.cedinci.org/maroff-tristan/
  17. Melgar Bao and Tarcus, “Navarro Ameller.” 
  18. Melgar Bao and Tarcus, “Navarro Ameller.” 
  19. Hernando Severiche, “Guillermo Lora,” Marxists Internet Archive, 2009, https://www.marxists.org/espanol/lora/biografica/severiche-2009.htm. 
  20. Guillermo Lora, Historia del Movimiento Obrero Boliviano, Tomo 4: 1933–1949 (La Paz: Los Amigos del Libro, 1980). 
  21. Lora, Tomo 4: “Si se exceptúa el sorprendente caso de Lechín, los delegados que asistieron a la reunión eran elementos realmente entroncados en el movimiento minero.” 
  22. Lora, Tomo 4. On Lechín becoming Executive Secretary and Carvajal’s removal, see ibid. 
  23. Lora, Tomo 4: “importa poco quién organice a los trabajadores, pues éstos, una vez movilizados, concluyen por encontrar su propio camino.” 
  24. Lora, Tomo 4. For the full text of the Theses, see Guillermo Lora, ed., Tesis de Pulacayo (La Paz: Masas, 1946). 
  25. Lora, Tomo 4: “Lechín, que opuso tímidos reparos en la aprobación de la Tesis de Pulacayo, pasó a figurar como un temible revolucionario.” 
  26. Tom Bower, Klaus Barbie: Butcher of Lyons (London: Corgi, 1985), ch. 10. 
  27. Bower, Klaus Barbie, ch. 10: “After the 1964 military coup by General René Barrientos, Barbie’s relations with influential army officers rapidly intensified.” 
  28. Bower, Klaus Barbie, ch. 10. 
  29. Bower, Klaus Barbie, ch. 11. 
  30. Agencia de Noticias Fides, “Banzer entregará condecoración a Lechín,” ANF, May 1, 2000, https://www.noticiasfides.com/nacional/sociedad/banzer-entregara-condecoracion-a-lechin-229175. 

Kaynak: https://cosmonautmag.com/2026/08/the-tin-state-the-bolivian-revolution-of-1952-and-the-tragedy-of-the-por/

Önerilenler